MİGROS VE ŞEYTAN ÜÇGENİ..!

Kürşat Cücük

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Migros depo işçilerinin direnişi, yalnızca basit bir ücret talebinden ibaret değildir.Bu kayıp hak arama mücadelesinin 1968 ‘ den beri sendikal mücadeleninde işveren nezdinde ne kadar istenmemezlik kavramını iktidar gücüyle oynama hamlesidir. Son yıllarda Türkiye’de taşeronlaşmanın en hızlı ve en görünmez biçimde yayıldığı alanlardan biri lojistik sektörü oldu. Taşeron firmalar aracılığıyla kurulan sistem, işçiyi ana işverenden koparırken sorumluluğu belirsizleştiriyor. Bugün Migros ve Bim depo işçilerinin ayağa kalkması, tam da bu köhne yapının yarattığı kronik sorunların bir sonucu olarak karşımızda duruyor.
İşçiler fiilen Migros için ter dökse de hukuken farklı taşeron firmaların bordrolarında kayıtlı görünüyor. Bu direniş sadece depo duvarları arasında hapsolmadı; farklı illere yayıldı, Meclis kürsülerine taşındı ve maalesef yer yer sert polis müdahaleleriyle karşılandı. Migros örneği, aslında Türkiye’deki tüm büyük perakende ve lojistik zincirlerinde biriken o devasa öfkenin bir prototipidir.
Migros işçileri 2026 yılında asgarai ücret üzerinden yüzde 1 lik zamma tepki göstermesiyle başladı herşey. Yedi ilde başlayan direniş Türkiyenin bir çok ilindeki depo işçilerinin katılımıyla 13 ilde ortaklaşa bir mücadele serüvenini başlattı .Taşeronlaşma devam ederken Migros 7 binden fazla işçiyi kadroya alarak asıl fitili bu yaktı, grevci işçilerden çok sayıda kişi işten çıkartıldı taleplerin geri adım atılması istendi.
Bunlar olurken , siyasi parti ve sendikalar migros işçilerinin sesini duyurmal için ülke genelinde protestolarla işçilerin yanında olduklarını duyurdular. Migros işçilerinin direnişine destek olmak amacıyla ilk günden beri Migros marketlerine boykot çağrısı yaparak marketlerde kasaların kilitlenmesini sağlamaya çalıştılar.
Kar, kış demeden 12 Migros deposu önünde mücadelelerini sürdüren yaklaşık 5 bin depo işçisi, talepleri için direnmeye devam ediyor. İşçiler, direnişe artan desteklerle birlikte haklarını alana dek mücadelenin kararlılıkla süreceğini söylediler.
MİGROS adı, yarı toptancı manasına gelen Ml-GROS kelimelerinden meydana getirilmiştir. Memleketimizde, nakil vasıta ve imkânlarının azlığı ,iyi organize edilmiş bir piyasanın mevcut olmayışı, sermaye darlığı, uluslar arası tekellerin bu konuda aç karınlarının zil çalmasına neden olmuş ve bu Pazar derinliğini iyi kullanmışlardır.İşviçre kökenli olan yapı isim hakkının bir kısım karlığı ile önce Vehbi KOÇ’ a sonraki süreçte, Koç grubunun bu pazardan geri çekilmesi ile Anadolu grubuna satılmış ki , dönem kimliği olarak bilinen bu grup Türkiyenin en büyük alkollü içecek üreticisidir.Migros `un başarılı bir operasyonla el değiştirmesini politik, ekonomik ve stratejik açıdan önemli bir gelişme olarak görüyorum. Bana göre bu satış Türk şirketlerinin marka evrimine olan inancının ifadesidir. İşgüzar bir anlayış sadece marka üzerinden, kamunun ahlakı onayı istismarı ve yüksek kar hırsıdır. 9 ayda 5,6 milyar TL’lik kâra rağmen enflasyonun altında zam alan Migros Depo işçileri eylemlerinin nedeni Tuncay Özilhan’ın işçilerin kölelik esaretini sürdürmek ve daha çok kar etme sebebidir.
Peki Migros işçileri bu ucuz emek pazarında , köle gibi çalışmaya direnmelerinin nedeni ne?
• Maaşlara net yüzde 50 zam.
• Banka promosyonları işçilere eksiksiz ödenecek.
• Vergi kesintilerinin işveren tarafından ödenmesi.
• Ayrımsız-şartsız ve işkolu değişmeksizin tüm Migros taşeronlarına kadro.
Bütün durumun özeti bu dört maddeden ibaret, Sarı sendika ​Türk –İş dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını 100 bin olarak belirlediği bir ülkede asgari ücret 28 binken, tek istedikleri bu rakamın yarısı kadar bir maaaş hakkı istemeleri, kısaca 42 bin lira istiyorlar..Y a sen nerdesin diye sormazlarmı sizi gidi sarı sendika kumar locası hazneleri…
Migros direnişi yeni değil tabiki, 4 yıl öncede aynı yaşamsal taleplerle greve gidilmiş, sendikalaşma faaliyetleri sonunda yüzlerce işçi kapı önüne bırakılmıştı. Kar, kış demeden 12 Migros deposu önünde mücadelelerini sürdüren yaklaşık 5 bin depo işçisi, talepleri için direnmeye devam ediyor. İşçiler, direnişe artan desteklerle birlikte haklarını alana dek mücadelenin kararlılıkla süreceğini söylediler. Eylemlerin düzenli ve kararlılıkla sürdüren işçiler, bir taraftan iktidar kolluk kuvvetleri göz altılar yapmakta ve bu direnişi kırmak için ellerinden geleni talimatla yapmaktadırlar. Eylemler de 90’ı işçi ve sendikacı olmak üzere çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltındaki isimlerin tamamına yakını emniyetten serbest bırakılırken, amacımız sadece ‘’,Kimsenin şahsıyla ilgili bir şeyimiz yok ama bu kurumsal düzenle, bu adi düzenle sonuna kadar kavga etmeye devam edeceğiz. İnsanlar çoluk çocuk yetiştiriyorlar. 3 çocuk, 4 çocuk, 5 çocukları var. Bu ailelere 30-35 bin lira parayı, ‘siz geçinebilirsiniz’ diye dayatan akıl kötü bir akıldır” dediler.
Bir amaç belirlemekse tabiki işçi sınıfının üretimden gelen gücünün sağlıklı bir direniş ve örgütlenme sahalarının derinliğini irdelemekle geçer. Bu salt bir lojistik işçi direnişi olmak değil, bütünü ve iç içe geçen sektör çalışanlarının bir birlerine olan desteği olmalı , Şimdi BİM ve A101 işçilerinin birlikte kılındıkları jak arama mücadelesi,nin sesleri duyulmak da ve bunu tekel bayilerinden gelen ortaklaşa bir ses rüzgarı kamu da karşılığı olarak mücadelenin analitik tanımınıda ortaya koyacaktır.
Bu sesin diğer bir ayağı ise tüketimden gelen gücün önüne geçilemez. Bu ülkenin 10 bin işçisi yarın bir emsal olarak yüz bin işçisi konumuna gelebilir.Demoklesin kılıcı gibi üzerimizde kalmaya devam edebilir . Ülkemin genç çocukları yani her ailenin bir taşeron işçi çocuğu olduğu gerçeği varsa, hatta evde oturan yalınız gençlerin aileleri olarak , bu tüketimin gücü Patron ağa beyliğini ve bu bezirgan yapının üzerimize ölü toprağı sermiyeceği bir ülke yapmanın ermeini ortaya koymalı ve bu sermaye gücüne bir ders vererek PROTESTO etmelidir.
Emek sermaya çelişkisinin varlığı ve ispatı tartışılmaz artık, Önce reflekssel şekillenen bu dünya kavganın ateşinde bilinç düzeyine sıçrar. Bu süreç sınıfın politik olarak şekillenmesine kadar uzanacak, merhalelerin önünü açar. Bu düzen kapılarında işaret fişeği yakmak değil , buunu örgütlenme ve bilincin teorik kalıbı oluşmasıyla olacaktır.Migros ve bu şeytan üçgeni çok çalış az maaş al ve benim yediklerimi seyret düzeninin artık yeter dedirtecek boyutudur. Yeni işçi sınıfı militanlığı, sıradan insanların sıra dışı başkaldırısını ifade ediyor. Dün Soma madencilerin yaptığı budur. Bugün aynı yoldan depo işçileri gitmektedir.
Migros işçilerinin yağmur altında ki direnişi bir ücret pazarlığının ötesindedir.Bu direniş emeğin insan onuruyla bağını koparmaya çalışan bu düzene kollektif bir itirazdır. Yağmurdan ıslanan Migros isçisinin bedeni değildir.Sosyal devler iddasına itiraz eden yoksuluğun, kurumsal sorumluluk iddasıda ıslanmaktadır.
Migros depeo işçilerinin yanındayız..
Islanan bu ülkenin yoksul çocuklarının ,GÖZ YAŞIDIR..

YAZARIN SON YAZILARI
MİGROS VE ŞEYTAN ÜÇGENİ..! - 8 Şubat 2026 23:09
TEFECİ BEZİRGAN VURGUN…! - 25 Ocak 2026 19:07
TEKNO FEODAL MAFYA ABD…! - 4 Ocak 2026 14:33
İNSAN HALKINA BORÇLUDUR… - 29 Aralık 2025 17:25
KÜRESEL ÇETE: CARGİLL .! - 7 Aralık 2025 21:13
2,3 DAHA FAZLA VİETNAM… - 2 Aralık 2025 20:25
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ