ERDEM ;AŞK GİBİ TUTUNANDIR…
Günümüz koşullarında siyasi olaylardan toplumsal ilişkilere, özel yaşama kadar bir çözülme, bir çürüme hali dikkati çekiyor. Bu çerçevede insani değerleri, ahlaklı ve erdemli olma kavramlarını yeniden düşünmek gerekli hale geliyor.
Erich Fromm, boyun eğen bir insanın kendi gücünü, etkinliğini yitirdiğini, yeteneklerini kullanma becerisini işlemez hale getirdiğini söylüyor. Şöyle devam ediyor:“… kendisine egemen olan kimselerin ‘gerçek’ olarak nitelediği şeylerin gerçek olduğunu sanır. Sevme gücünü yitirir, çünkü duyguları bağımlı olduğu kişilere sıkı sıkıya bağlıdır.
Ahlak duygusunu yitirir, çünkü güç sahibi olanları tartışma konusu etme ve eleştirme yeteneksizliği yüzünden herhangi bir insan ya da olay hakkında ahlaki bir yargıda bulunamaz hale gelir…
Genel olarak, erdemli olmanın önemi büyük bir tartışma konusudur. Erdemli bir toplum, daha adil, dürüst ve dayanışma içinde bir yaşam sürdürebilir. Bu nedenle, erdem değerlerine sahip çıkmak ve bu değerleri yaygınlaştırmak önemlidir. Ancak, günümüzde teknolojinin etkisiyle bazı erdemlerin geri plana atıldığı görülmektedir. Bu durumu düzeltmek için erdemli davranışların teşvik edilmesi ve eğitim sisteminde erdem eğitimine daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.
Siyasal erdemin yol haritasıda aynı bellek de gizli. Misyoner bir siyasetin erdemi de olmaz çünkü, Parti transferleri, önceki söylediklerini inkar etmeler,paranın mahkumu saklı karakterler, hepside bu erdemi toplumsal çözülmelerde ki yol haritasını çiziyor.
Siyaset yapmak deyiminin mecaz anlamları da var. Nedir? Mesela Biden’ın önce fırça atıp küstürdükten sonra özür dilemesidir. Zalim’in Ankara’da başka söyleyip Washington’da şaşmasıdır.
Ben diye başladığı sözü ‘’şeref ‘’le nokta koyup, sonrasın da ben görüşmedim DEVLET görüştü demek de bu mecazın içinde dir.Bu çözülme, Toplumun siyasi olarak kutuplaştırılması ardından şimdi de toplumun felç edildiği, tepkisizleştirildiği, apolitikleştirildiği bir ortama geçilmesine izin vermektedir.
Demokrasi yalnızca bir yönetim biçimi değildir, aynı zamanda bir ahlak düzenidir. Eğer toplumda doğruluk, sorumluluk, adalet ve başkasının hakkına saygı gibi temel değerler zayıflarsa, demokrasi de içten içe boşalır.
Erdem, bireyin doğru ile yanlış arasında yaptığı bilinçli seçimdir. Siyasal alana taşındığında ise bu ilke siyasal erdem adını alır. Siyasal ahlak, kamu gücünü kullananların bu gücü kendi çıkarları için değil, ortak iyilik için kullanmasını gerektirir.
Demokrasi yalnızca çoğunluğun yönetimi değildir; aynı zamanda çoğunluğun gücünü sınırlayan bir etik rejimdir. Çoğunluğun azınlık haklarına saygı göstermesi, devlet gücünün keyfi kullanılmaması ve yurttaşların eşit muamele görmesi ancak siyasal erdemin varlığıyla mümkündür.
Gerçek bir demokrasi için üç temel erdem ilke vazgeçilmezdir, doğruluk, sorumluluk ve siyasal gücün sınırlılığı bilinci. Doğruluk, kamusal tartışmanın dürüstlüğünü sağlar. Sorumluluk, yönetenlerin yurttaşlara hesap vermesini mümkün kılar. Özgürlük bilinci ise hiçbir gücün mutlak olmadığını kabul eder,hukukun ve kurumların üzerinde kimsenin olmadığını hatırlatır.
Bu nedenle demokrasi talebi aynı zamanda bir erdem talebidir. Yurttaşlar yalnızca daha iyi kurumlar değil, aynı zamanda daha yüksek bir kamusal etik talep etmelidir. Çünkü özgürlük, adalet ve eşitlik ancak ahlakî bir siyasal kültür içinde yaşayabilir.
Bu yapı 23 yıldır Türkiye’yi yöneten İktidarın pompaladığı Cumhuriyet Karşıtı Kültür ve bu Kültürün ürettiği, yozlaşmış bir Siyasal Bilinç, Ahlak ve Vicdan sorunlarıdır,Sorumlu ya da suçlu olanlar, korkaklar, dönekler, yalakalar, dalkavuklar, satılmışlar, çıkarcılar, hırsızlar, uğursuzlar, yağmacılar, soyguncular kadar, hatta onlardan daha da fazla, onları üreten bu Rejimi, Yozlaşmış Siyasal Kültürü, bu Kültürün sonucu olan Yozlaşmış bir Bilinci, Erdemi ve Vicdanı pompalayanlardır!
Benim asıl dikkat çekmek istediğim, otuz yıldır bir türlü çıkarılmayan “Siyasi Etik Kanunu”dur. Siyaseti ahlaki denetim altına alan, siyasetçilerin güç kullanımını düzenleyen, partilerin gelir ve giderlerini hem şeffaflaştıran hem kamu denetimine açan, parti ile devlet arasında net çizgi çeken ama Meclis’ten geçemeyen kanun teklifleri…
Mesele sadece “yolsuzluk” ve “haksız kazanç” meselesi değildir. Siyasetin kazanç dağıtması, ya da kazanç kaynağı haline gelmesi hem siyasi rekabeti korkunç bir kavgaya dönüştürüyor, hem toplumsal ahlakı çürütüyor!
Çürüme deyip geçmeyin. Sadece platonik bir erdemli olma davası değildir bu. Görüyorsunuz ki, ahlaki çürüme, yolsuzluk, enflasyon, yoksullaşma kol kola birlikte gidiyor, birbirini besliyor.
Arayacağımız şey “erdemli insanlar”dan ibaret değildir. Kimin nereye kadar erdemli kalacağını bilemeyiz. Aramamız gereken, erdemli ilkeleri ve denetimi hayata geçirecek hukuk düzenidir.
“Hakikati söylemek” artık neden işe yaramıyor? Hayatımızın her anına sızan huzursuzluğumuzun sebebi düpedüz kapitalizm mi, tiranlık mı, artık kimsenin hayal kurmaması mı?
Neden? Çünkü kapitalizm!BU sisteme yanıt:
Erdem, insanın karanlıkta bile doğruyu seçme cesaretidir sessiz ve onurlu…