DOSTUN TARİFİNİ YAPABİLİRMİSİN ABİDİN…?
Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? Bu olağanüstü soruyu ilk duyduğumdan beridir, aklımdan çıkmaz ve hep düşünürüm.. Abidin Dino’nun Nazım Hikmet’in sorusuna yanıt mahiyetinde çizdiği iddiasıyla (mutlu bir ailenin bir odada yatakta ve tavuklarla birlikte çizildiği) resmin bunun karşılığı bir tablo ile vermişti.
Günümüz de mutlu insan tarifi karmaşık olduğu kadar biraz da göreceli, Yazı başlığımız bu söze bir ardışık ironi olması , her sözde ve eylemde istenilmesi olası bir dost meclisi kadar, dosta dair tanım bulmak istedik..
Eskiden, hepimizin sorumlulukları azken birbirimize ayıracak o kadar çok vaktimiz vardı ki. Büyüdükçe iş hayatı zaten bizi çok limitledi. Tüm gün çalışınca insanın dışarı çıkası kalmıyor, akşam kendini eve atıp bir film izlerken uyumak istiyor sadece. Sonra yavaş yavaş çoğunluk evlenmeye başladı, hele bir de çocuğu olanlar paralel evrene geçti sanki. Evli çiftler evli çiflerle, çocuklular çocuklularla takılmaya başladı haklı olarak. Hepimizin bekar olduğu zamanlarda program yapmak kolaydı, şimdi haftasonuna güzel bir plan yapmak için insan bulmak bile çok zorlaştı.
Derdinizi de anlatamıyorsunuz ki. Birincisi herkesin hayatı zaten çok stresli, herkesin derdi kendine yetiyor, insanlar ekstra dert dinlemek istemiyor. Diyelim ki dinlediler ve anlattınız, akşam eve gittiğinde sizin en özelinizi eşiyle/sevgilisiyle paylaşıyor. Özelimiz kalmadı özelimiz:)
İnsan, ilişkiler üzerine düşündüğünde en çok konuşulan ilişkinin aşk olduğunu fark ediyor ve belki bunun ardından aile gelebilir. Romanlarda, filmlerde, dizilerde, şarkılarda ayrılıklar, kavuşmalar, evlilikler, aldatmalar var. Oysa hayatımızı şekillendiren ilişkilerin önemli bir kısmı arkadaşlıklar. Buna rağmen arkadaşlık üzerine çok daha az düşünüyor, çok daha az konuşuyoruz.
Çocukluktan yaşlılığa kadar süren sarsılmaz dostluklar, her koşulda birbirinin yanında olan arkadaşlar, yıllar geçse de hiç değişmeyen bağlar bu klişelerden bazısı, oysa gerçek tam böyle değil herkes için. Burada da başka bir romantikleştirme tehlikesi var. Bırakın sonsuzluğu, arkadaşlığı yalnızca dayanışma ve destek üzerinden okumayı da doğru bulmuyorum. Arkadaşlık yalnızca birbirine omuz vermekten ibaret değil. Aynı zamanda rekabeti, sınıf farklarını, başarıyı, kıskançlığı ve güç ilişkilerini de içeriyor. Bazen bizi hayatta tutan şey arkadaşlarımız oluyor, bazen bizi en çok yaralayan. Arkadaşlık her zaman güvenli bir liman değil, bazen de insanın kendini en çıplak hissettiği ilişki.
Arkadaşlık kayıpları biraz görünmez kayıplar. Belki arkadaşlığın seçim üzerine kurulu bir ilişki olması nedeniyle. Belki de kültür bize arkadaşlık kayıplarının yasını nasıl tutacağımızı öğretmediği için. Oysa bazı arkadaşlıkların bitişi, bazı aşkların bitişi kadar sarsıcı olabiliyor.
Tabiki dostluğun bütünsel ilişkisi siyasi birlikteliği paylaşımlarda daha kesici alet gibidir ,Kan kardeşliği üzerine kurulu ölümüne kadar gidebilen bir oryantal bir kültürü vardır çünkü..! O yüzden genellikle dostluk yoktur, vefa yoktur, sadece çıkar ortaklıkları vardır diyenlerin baskın oldukları bir siyaset dünyasında bizatihi siyasetin kendisi olumsuz bir anlama yapışık kalmaktan kolayca kurtulamaz.
Halbuki, siyasetin zannedildiği gibi herkes için aynı anlama gelen ne bir amacı ne bir normatif içeriği ne de bir hedefi vardır.
Birbirlerine karşı hiçbir çıkar hesabı gütmeyen, birbirlerine güvenen, birbirlerini gerçekten seven, erdemler etrafında dost olanların siyasetinin de çıkar hesabından uzak, dostça olması beklenir tabi, dostluk için ve dostluğun sebebi olan erdemler için.
Başkalarıyla dostluğu çıkarlara dayalı olanların siyaseti de çıkarlara dayalı olur ve çıkarların çatıştığı yerde dostluk da biter ve hemen siyasetle dostluğun uyuşmazlığı hikayelerine eklenir. Oysa erdemler dolayısıyla dostluk kurmuş olanların siyasetinde hedef özü ile dostların inandığı, yoluna baş koyduğu erdemlerdir, dolayısıyla dostlardır.
Siyasi yolculuğun, mücadelenin ürettiği avantajlar araya kılçık gibi girer, güçlü insanlar bu kılçıkları aradan çıkarabilen insanlardır.
Aristoteles’in meşhur deyişidir: “Platon arkadaşımdır ama hakikat daha çok arkadaşımdır.” İlk bakışta ünlü filozofun hakikati arkadaşlıktan daha üstün tuttuğu zannedilebilir. Oysa, dikkat edilirse, vurgunun arkadaşlığa yapıldığı görülecektir. Hakikat her koşulda ölebilir aslında, bu baskı rejimlerin de sineye çekildiğinde gözle görülür olduğu ,yaşanılan gerçeklerle ortaya çıkmıştır, ancak arkadaşını işkencelerde satmayanların tarihi oldukça kabarıktır..
Son yıllarda Türkiye toplumunda sosyal ve siyasal bir kutuplaşmanın olduğu sıkça ifade edilmektedir. Özellikle Gezi Parkı Protestoları sırasında su yüzüne çıkan bu kutuplaşma, aynın düşünce grupların da farklı bir nefrete doğru sürüklenmektedir.Dostluğun bir kenara itildiği bu süreç dostun tanımını tekrar etmemizi bize anımsatıyor.
Hayat deneyimlerim bana, toplanan kalabalıkları, bir araya gelen yürüyüşçü ve grupları, miting alanlarını, hep siyasi ideolojileri duyurmak için olduğunu çağrıştırmıştır. Herkesin her zaman düşündüğü bir şeyler, paylaşmak istediği fikirler vardır. Düşünmek yetmez, sesini duyurman lazım… Keşke, keşke diyorum ki ‘ tek dünya, hepimiz insanız’ zihniyeti tüm evrene yayılır ve hepimiz birlikte bu dünyayı ve onunla birlikte gelen velinimetlerini paylaşmayı bir gün öğreniriz. Mutlu olmanın bedeli nedir, bilen bilir. Bir gün, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için zihniyetiyle sınırların kalktığı, düşüncelerin insanı kısıtlamak değil de aksine evrene sevgi yaymak için kullanılacağı bir dünyayı görürüz.Politika ve onun bütün çerezleri yaşamın kendini bilmek kadar değerli..Ancak dostluğu bitiren bir kavram yayınlaşırsa bu çok tehlikeli bakş olanı bilmekle başlayacak belkide..
Nazım sordu bizde ekledik..Abidin Dino yaşasaydı dostluğun tarifini yapabilirmisin diye?sorsaydık ! Sanırım yanıt keskin olurdu..’’Olmayan bir şey’in tarifi olurmu’’ diye…