ÖZEL HABER-AGANTA BURİNA BURİNATA!
Mavi Vatanın Gizli Kahramanlarıyla “Vira Bismillah!”
Hoş Geldin Balık Mevsimi!
Yakında denizlerimizdeki o büyük sessizlik sona erecek. Takalar boyanacak, ağlar onarılacak ve o muazzam emek dalgaların arasına coşkuyla bırakılacak. 1 Eylül’de av yasağının bitişiyle kalplerimiz, tıpkı Poyraz’ın fırtınasını, Lodos ’un azgın dalgalarını, sünger avcılarının çilesini ve denizin o büyüleyici kokusunu ruhumuza üfleyen büyük yazarımız Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) dediği gibi çarpıyor:
“Aganta burina burinata”, denizcilik kültüründe yelken açmayı, denize çıkmayı çağrıştıran ifade. Kabaca anlamı: “Yelkenleri fora et, rüzgârı arkana al ve yoluna devam et!” gibi düşünülebilir. Deniz insanı zorlu bir iş yapar. Tekne bu nice canlar yitip gitmiştir ekmek parası uğruna. Ne aşklar, hasretlikler, sevdalar vardır, denizlerin iyot kokulu meltem rüzgarında. Yine de vazgeçmez, yitip bitmez bir istekle denize koşar balıkçı. Dalgıç, Süngerci, Miço, Kaptan dinlememiştir su. Kaderinde ne varsa onu yansıtır çokça bereket verir ama hüzünü de eksik etmez deniz. O yüzden Balıkçı sefere gitti mi dönüşü bayramdır. Önce limana gelmekte olan gemiler sayılır. Sonra eksiksiz dönüldü mü diye bakılır. Balık ise bereketi ile yüzleri güldürür.

Balıkçılarımız için de denizcilerimiz için de Yelkenler fora, pruvamız neta olsun! Cevat Şakir’in selamıyla, denizlerimizin o sonsuz cömertliğine ve maviliğine doğru bir yolculuğa çıkmanın vaktidir artık.
Çünkü bizim denizlerimiz sadece birer coğrafi sınır değil; her bir damlası hayat, bereket, kültür ve gelecektir. Üç tarafı denizlerle çevrili bu eşsiz ülkede her kıyının, her falezin, körfezin,boğanız veya koyların kendine has bir ruhu, kendine ait bir nimeti vardır. Dünyanın en zengin denizel ekosistemlerinden birine sahip olan Mavi Vatanımız, bugün ekonomik gücüyle de dünyaya parmak ısırtıyor.

İhracatın Parlayan Yıldızı: Mavi Ekonomi
Türkiye, su ürünleri yetiştiriciliğinde ve avcılığında Avrupa’nın zirvesine oynayan güçlü bir başarı hikâyesi yazmıştır. 2025 bakanlık verilerine göre Avrupa’nın 2.büyük üreticisiyiz.
Su ürünleri ihracatımız 2 milyar 25 milyon dolara ulaşarak tarihi bir rekor kırmıştır. Aynı dönemde su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörünün toplam dış satımı 4 milyar 46 milyon doları aşmıştır. 1 milyon 37 bin ton üretim ve 130’dan fazla ülkeye ihracat yapan bu devasa çark; avcılıktan yetiştiriciliğe, modern konserve ve işleme tesislerinden lojistiğe kadar doğrudan ve dolaylı olarak on binlerce insanımıza istihdam sağlamaktadır.

Levrek (666 milyon dolar), çipura, Türk somonu, alabalık ve orkinos başta olmak üzere sularımızdan çıkan her balık, ülke ekonomisine milyarlarca liralık can suyu taşımaktadır. Avrupa’da levrek ve çipura üretiminde lider konumdayız; Japon, Amerikan, Avrupa Birliği ve Orta Doğu sofralarına Türk balığı taşıyoruz. Kısaca, Türkiye, su ürünleri yetiştiriciliğinde Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri haline gelmiştir.

Sektördeki İstihdam ve Tekne Sayımız
Türkiye’de ruhsatlı balıkçı gemisi sayısı denizlerde yaklaşık 15 bin, iç sularda ise 3 bin 200 – 3 bin 400 olmak üzere toplam 18 bin 500 civarındadır. Bu filonun çok büyük bir kısmını, kıyı balıkçılığının omurgasını oluşturan 12 metreden küçük geleneksel tekneler oluşturmaktadır. Endüstriyel avcılığın yükünü sırtlayan profesyonel gırgır ve trol teknelerinin sayısı ise sezon başında denize açılanlar itibarıyla 1.500 – 1.900 arasında değişmektedir. 1 Eylül’de av sezonu açıldığında, Türkiye genelinde 50-60 bin balıkçı “Vira Bismillah” diyerek dalgalarla kucaklaşmaktadır.
Tarım ve Orman Bakanlığımızın 2024 raporu itibarıyla destekleme kapsamındaki aktif balıkçı gemilerinin sayısı 15.416’ya ulaşırken, bunun 12.046’sını deniz, 3.370’ini içsu balıkçı gemileri oluşturdu. Son 2 yılda ülkemiz belirttiğimiz rakamlara ulaştığını az çok tahmin edersiniz.
Sektör; sadece avcılıkla kalmayıp yetiştiricilik, fabrikalarda işleme, derin donduruculu lojistik ağları ve tüm yan kollarıyla birlikte doğrudan ve dolaylı olarak yüz binlerce insanımıza aş, iş ve sürdürülebilir bir ekmek kapısı sunmaktadır.
Türkiye son yıllarda yalnızca kendi denizlerindeki balıkçılıkla sınırlı kalmayıp, açık denizlerde özellikle yüksek ekonomik değere sahip mavi yüzgeçli orkinos avcılığı ve yetiştiriciliğinde de önemli bir aktör haline gelmeye başladı. Ancak Türkiye’nin bu alandaki konumunu, Çin, Tayvan, İspanya, Güney Kore ve Japonya gibi okyanuslarda faaliyet gösteren dev uzak-deniz filolarıyla yarışması anlamına geliyor.

Türkiye’nin ağırlık merkezi bugün Akdeniz ve çevresindeki uluslararası sularda bulunuyor. Özellikle mavi yüzgeçli orkinos, Türk şirketlerinin uluslararası balıkçılık ve su ürünleri ticaretindeki en dikkat çekici faaliyet alanlarından biri. Yakalanan orkinosların tamamı doğrudan Türkiye’ye getirilerek tüketilmiyor; önemli bir bölümü canlı olarak özel taşıma sistemleriyle Türkiye’deki orkinos çiftliklerine götürülüyor, burada beslenerek ekonomik değerinin artırılmasının ardından başta Japonya olmak üzere yüksek değerli dış pazarlara ihraç ediliyor.
Kılıç Deniz Ürünleri, Akua Group, Ak-Tuna Gemicilik Balıkçılık ve Başaranlar Su Ürünleri gibi Türk şirketleri bu zincirin öne çıkan aktörleri arasında yer alıyor. Örneğin Kılıç Deniz, su ürünleri sektöründeki toplam faaliyetleri kapsamında 2023 yılında 253 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştirirken, şirketin toplam cirosu 400 milyon doların üzerine çıktı.
Türkiye’nin asıl dikkat çekici başarısı ise balığı yalnızca avlayan değil, onu işleyip yüksek katma değerli ürüne dönüştürerek dünya pazarlarına satan entegre bir su ürünleri sektörünün ortaya çıkmasıdır. Ülkemiz, Akdeniz’deki güçlü filosu, orkinos avcılığı, yetiştiricilik kapasitesi ve ihracat ağı sayesinde küresel su ürünleri ticaretinde giderek daha görünür bir aktör haline geldiğini ortaya koyuyor.
Denizlerin Hakiki Efendileri: Unutulmayan, Unutturulmayan Balıklarımız
Bizim balık kültürümüz, büyük şehir tezgâhlarındaki 3-5 klişe isimden ibaret değildir. Bu topraklarda balıkçılık bir hafızadır, bir kültürdür. Popüler kültürün bizi hapsettiği ezber listelere karşı çıkıyor ve denizel ekosistemimizin tüm gizli kahramanlarını saygıyla selamlıyoruz:
Boğazın Efendisi Lüfer: Denizlerin asil ve keskin dişli avcısı, boyuna göre isim alan nadide bir zenginliktir. Küçücük bir Çinekop, serpilen bir Sarıkanat, Lüfer ve azalmış olsa da tüm ihtişamıyla Kofana.
Çirkin Ama Lezzet Abidesi Dip Sakinleri: Dış görünüşüyle korkutan ama lezzetiyle büyüleyen Fener Balığı, tulumu çıkarılıp kavurması yapıldığında damaklarda “denizlerin antrikotu” olarak unutulmaz bir iz bırakır. Tezgâhta ancak gerçek bir balıkçı tanıdığınız varsa denk gelebileceğiniz, görünüşüyle sınır tanımayan Dülger Balığı ise beyaz etin en aristokrat halidir. Çorbasıyla ve buğulamasıyla baş tacı edilen o meşhur İskorpit’i (Adabeyi) de unutmamak gerekir.
Balık Sezonunun İlk Müdavimleri: Sonbaharın Müjdecisi Palamut gergin derisi ile avlanır. Çocuklarınız için en besleyici protein benim der gibi pırıl pırıl parlar, Eylül ayının ilk tezgâha düşen balığıdır. Çingene denen hali ile başlanır, Torik ile tam halini alır. Bir bakmışsınız tütsülenmiş, turşulanmış yahut Lakerda oluvermiş haliyle sofraların neşesini arttırır.
İthali Bırak Yerli Uskumruya Bak: Gözlerinin iriliği ve benekleriyle Uskumru’dan ayrılan Kolyoz, hakiki Uskumru kurutması olan o nefis Çiroz mezesiyle masalarımızın baş tacıdır. Balık Ekmek Ritüelinin İstanbul versiyonudur.
Yoğurtla Balık Yenen Coğrafya: Foça kıyılarında çıtır çıtır kızartılıp yanına süzme yoğurt konularak hayatınızda bir kez bile olsa yemeniz gereken o zarif Gümüş Balığı ise tam bir Adalar Denizi rüyasıdır.
Löp Etin ve Şişin Kralları: Tavası lokum gibi pişen dev Orkinos (ton balığı), dana eti gibi mühürlenerek pişen kıvamıyla bambaşka bir boyuttur. Fırında ya da şişte adeta bir sanat eserine dönüşen Kılıç Balığı ve tabii ki bulunca kaçırılmaması gereken, eski İstanbul’un vazgeçilmezi İzmarit ile artık denizlerimizde mumla aradığımız o uyanık Melanur varsa beni de çağırınız efendim.
Mezgit Deyip Geçmeyin, O Bir Berlam Ailesi: Halk arasında hafif ve kılçıksız etinden dolayı “Tavuk Balığı” diye bilinen mezgit, aslında büyüdükçe kimlik değiştirir. Ekmek arasına en çok yakışan orta boyuna Mırlan, Adalar Denizi’nin (Ege) o çıtır çıtır tavasına dönüşen haline Bakalyaro denir. En iri boyu olan Berlam’dan ise mutfakta ne isterseniz yaparsınız; öyle cömerttir.
Eşsiz Diğer Lezzetler: Güçlü etiyle Akya (Kuzu) hele ki Saros’tan tutulmuşsa başkadır lezzeti. Mercangillerin şahı, asma yaprağında Sardalya, kumların kırmızısı Barbun ve Tekir, bir de Filyos’tan tutulmuşsa 2 kilo yedirir kendini.
Karadeniz’in incisi Hamsi Trabzon, Rize Giresun’dan başlar Şile kıyılarına kadar sürüyle tonlarca tutulur masalarımıza sağlık getirir.
Lagosgillerin incisi Lahoz (Grida), bence padişahı, hem de Mersin’de yakalanmışsa inanın ki lezzetin bambaşkadır.,
Dillerden düşmeyen Dil Balığı, kışın efendisi Kalkan, kıyıların asili Kefal artık dar gelirlinin de alım gücü ile sofralarını zenginleştirmeye başladır.
Kafasındaki şifalı otolit taşlarıyla halk kültürümüzde ayrı bir yere sahip Eşkina ve Minekop, Böbrek, Safra taşlarını dökmekte sihirli bir Allah’ın şafi şifasını içinde barındırır der balıkçılar. Böyle bir derdim olmadığı için teyit vermesem de doktorlara sorun benden söylemesi.
Çizgili Karagöz, gizemli Yılan Balığı, yemeden bu dünyadan göçmemek gerek.
Gagasıyla ünlü Zargana aynı zamanda protein, fosfor ve omega-3 açısından zengin olduğu için özellikle çocuklar, gençler ve yetişkinler için faydalı bir balıktır.
Marmara ve Boğazın minik sert kılçıklı balığı İstavrit ise kimilerinin baş tacıdır.
Denizlerimizin o aromatik sert çocukları Ahtapot, Midye, Yengeç, Karides ile Sübye… Hepsi bizim ülkemize, bizim kıyılarımıza özel değerlerdir.
Ve elbette Çipura, Levrek, Lüfer, Somon, Kalkan gibi kıymetli balıklarımızı da asla unutmuyoruz.
Sadece denizlerimiz mi? Elbette hayır. Anadolu’nun bağrından akan nehirler, doğanın kucağındaki göller ve akarsular da sadece alabalığa mahkûm değildir. Bembeyaz, sıkı etiyle deniz levreğini aratmayan Sudak (Uzun Levrek), tatlı suların pulsuz ve kılçıksız devi Yayın, oklama derler yırtıcı Turna, fırında içi doldurularak ziyafete dönüşen Sazan ve Aynalı Sazan, o yemyeşil gövdesiyle Kadife ve bıyıklı dip güzeli Siraz… Tatlı sularımızın bu gizli zenginliklerini de asla unutmamalıyız.
Haftada İki Gün Balık: Sağlığa Açılan Reçete
Gelelim en can alıcı noktaya: Bu kadar zenginliğin ortasındayken neden sofralarımızda balığa daha az yer açıyoruz? Balık, yüksek Omega-3 yağ asitleri (EPA ve DHA), kaliteli proteinler, iyot, çinko, selenyum ve D vitamini sayesinde tam bir sağlık deposudur. Kalp sağlığını korur, trigliseritleri düşürür, hafızayı ve beyin fonksiyonlarını güçlendirir, hücreleri yeniler, göz sağlığını destekler ve bağışıklık sistemini adeta bir kalkan gibi savunur.
Dünya genelindeki sağlık otoriteleri ve uzmanlar bas bas bağırıyor: Haftada en az iki gün balık yiyelim! Özellikle hamsi, sardalya, uskumru, kolyoz, somon ve alabalık gibi yağlı balıklar Omega-3 deposudur.
Üstelik “balık pahalıdır” algısı da tamamen bir yanılsamadan ibarettir. Mevsiminde yakalanan bir hamsi, sardalya ya da mezgit (tavuk balığı), bugün market raflarındaki tavuk eti kadar uygun fiyatlı ve erişilebilirdir. Hem çok daha besleyici hem çok daha doğal hem de bütçe dostudur.
Mavi Vatan Savunması ve Denizlerimizin Ekolojik, Siyasi, Güvenlik Şemsiyesi Mantığında Korunması
Mavi Vatan, Türkiye’nin Karadeniz, Marmara, Adalar Denizi (Ege) ve Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını kapsayan yaklaşık 462 bin kilometrekarelik stratejik alanın adıdır. Bu alan; karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge haklarını içerir. Karadeniz’de münhasır ekonomik bölgemiz net olarak belirlenmişken; Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı haklarımız, ülkemizin kıyı uzunluğu esas alınarak kararlılıkla savunulmaktadır. Balıkçılarımız, uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde bu sınırların her karışında güvenle avlanabilmektedir. Bu güvenin arkasında ise çelikten bir irade yatmaktadır:
Türk Deniz Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, Mavi Vatan’da gece gündüz nöbet tutarak balıkçılarımızı her türlü dış tehditten, tacizden ve ekonomimize darbe vurmak isteyecek yabancı unsurlardan korumaktadır. Kahraman donanmamızın ve askeri varlığımızın gölgesinde, Türk balıkçısı denizlerimizde hakkı olan rızkı emniyetle toplarken, bu mavi coğrafyanın egemenliğini de sahada temsil etmektedir.
Sürdürülebilir Balıkçılık ve Temiz Denizler
Bugün artık sadece avlamak yetmiyor. Denizlerimizi gelecek nesillere sağlıklı bırakmak zorundayız. Kaçak avcılığın önlenmesi, stokların korunması, yasadışı, kayıt dışı ve düzensiz avcılığa karşı mücadele, denizlerin temiz tutulması ve sürdürülebilir balıkçılık uygulamaları artık Mavi Vatan’ın vazgeçilmez parçasıdır.
Sorumlu avcılık, doğru ağ gözü açıklıkları, yasak dönemlere uyum, deniz kirliliğine karşı duyarlılık ve yetiştiricilikte çevreye duyarlı üretim… Bunlar hem balıkçımızın hem de sofralarımızın geleceğini güvence altına alan uygulamalardır. Sürdürülebilir balıkçılık demek, denizlerimize sahip çıkmak demektir.
Emeğe ve Denizlerimize Saygı
Bu muazzam ekosistemin sürdürülebilir kalması, kaçak avcılığın önlenmesi, iç sularımızın temizliği, balıklandırma çalışmaları ve kıyılarımızın korunması için gece gündüz demeden vizyoner adımlar atan devlet büyüklerimize ve kurum amirlerimize şükranlarimizi sunuyoruz.
Bugün bu tanımları ve terimleri kullanmak değil aynı zamanda sahada uygulanır ve yaşanır olmasını da aşağıdaki isimlere borçlu olduğumuzu ve tarihe not düşmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Mavi Vatan stratejilerini kararlılıkla yöneten başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Rafet Dalkıran, Jandarma Genel Komutanı Ali Çardakçı’ya teşekkür etmeden geçmemeliyiz.
Bu Türk Mefkuresi ve yeniden düzenlenmiş Misak-ı Milli’mizin gerçekleşmesi ve korunması için birçok emek var. SAT ve SAS komondalarını, Emekli Amiral Cem Gürdeniz’i, Müstafi Amiral Cihat Yaycı hocalarımızın da desteklerini görmek gerekir.
Ayrıca MEB deniz kıta sahanlığı ve Yetki anlaşmaları konusunda Cihan Fulser olarak benim de sayısız makalem olduğundan bir hayır duanızı istirham ederim sevgili okurlarım.
Balık Avcılığının Endüstriyel ve Sektörel Gelişimindeki Emekler
Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı’ya, su ürünleri sektörünün küresel bir marka haline gelmesinde büyük emeği olan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz’a; iç sularımızın bütünlüğünü ve temizliğini koruyan Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Sayın Mehmet Akif Balta’ya; denizlerimizin asayişini ve güvenliğini çelikten bir iradeyle sağlayan Sahil Güvenlik Komutanımız Koramiral Ahmet Kendir’e ve kıyılarımızın emniyetini sağlayan Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Mustafa Bankaoğlu’na yürütmüş oldukları bu titiz, fedakâr ve başarılı çalışmalardan dolayı tüm deniz severler adına yürekten teşekkür ederiz. Bu görev geçmişte emekleri olanlardan geleceğe bir mirastır. Onların kararlı duruşu sayesinde çocuklarımız bu denizlerin nimetlerinden faydalanabilecektir.
Farklı denizlerin buluştuğu Türkiye, son derece zengin ve çeşitlilik gösteren denizlere ve ekosistemlere sahiptir. Şimdi vakit, ağları onarma, teknelerin boyasını yenileme ve kalpleri deniz sevdasıyla doldurma vaktidir. Mavi Vatanın tüm emekçilerine, rızkını dalgaların arasından söke söke alan tüm reislerimize selam olsun!
“Pruvanız neta, rüzgârınız kolayına, neşeniz bol olsun.”
Haydi, Vira Bismillah !..
CİHAN FULSER
Danışman, Arş.Yazar, Radyocu,
MYK Koç, Konuşmacı, Gazeteci