FİLENİN SULTANLARI ÜST ÜSTE İKİNCİ KEZ AVRUPA ŞAMPİYONU

Cihan Fulser

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

(Beş aylık çalışmanın, doğru kadro mühendisliğinin, güçlü teknik ekibin ve Türk voleybolunun yıllardır kurduğu sistemin sonucu)

Sinan Erdem Spor Salonu’nda maç saati yaklaştıkça tribünler doldu taştı. Bilet bulamayan binlerce taraftar Salonun dışında heyecanı yaşamak için bile olsa şarkılarla, marşlarla Milli Takıma destek verdiler. Türkiye’nin belli başlı meydanlarında kurulan dev ekranlarda gençler, aileler kırmızı beyaz bayraklarıyla dualarıyla, alkışlarıyla Filenin Sultanlarının kalben yanlarında oldular.

Voleybolcu kızlarımız salonda ısınmaya çıktıklarında ise tribünlerdeki heyecan başka bir noktaya taşındı. Dünya Sıralamasında lider olan, Çok güçlü, oyun olarak millilerimize ters gelen şansımızın da pek tutmadığı bizi iyi tanıyan İtalya’ya karşı oynayacaktık.

Taraftarımızın inancı kızlarımızın sporcu karakteri birleştiğinde biz salonda yalnızca bir final maçı izlemedik, Bizler Türk Spor Tarihine Altın Sayfa açılan bir hatırayı an be an şahit olduk.

İşte! Türkiye ile İtalya arasındaki mücadele, son yıllarda kadın voleybolunda oluşan güç dengelerinin nereye geldiğini gösteren böyle büyük bir sınavdı.

Önce bir teşekkür borcum var

Bu organizasyonu İstanbul’a taşıyan, bu büyük atmosferin oluşmasına katkı sağlayan insanlara bir teşekkür borcumuz var.

Beni bu tarihi Avrupa Şampiyonası atmosferini yerinde yaşamaya davet eden Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Dr. Osman Aşkın Bak’a, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Sayın Mehmet Akif Üstündağ’a ve Türkiye Voleybol Federasyonu’nun değerli yönetimine teşekkür etmek istiyorum.

Çünkü bazen bir sporu yalnızca sporcular büyütmez. Bir organizasyonun arkasındaki irade, tesisleşme, altyapı, uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapma kapasitesi, federasyon yapılanması, kulüplerin gücü ve devletin spora bakışı da o başarı zincirinin parçalarıdır.

Dolayısıyla, ben de geçen akşam Sinan Erdem’deydim.

Sahanın kenarındaki hareketliliği, oyuncuların yüz ifadelerini, teknik ekibin her sayı arasındaki iletişimini ve tribünün oyuna nasıl müdahil olduğunu salondan takip ettim. Televizyon ekranından bakıldığında görülemeyen önemli bir ayrıntı vardı: Bu takımın arkasında yalnızca 14 oyuncu yoktu. Aylarca çalışan, analiz yapan, fiziksel hazırlığı yöneten, sakatlıkları takip eden, istatistik üreten ve maçın ayrıntılarını hazırlayan ciddi bir ekip vardı.

Ve final bittiğinde ortaya çıkan sonuç bunun en açık göstergesiydi:

Türkiye, İtalya’yı 3-2 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu.

Setler: 16-25, 25-22, 12-25, 25-21 ve 15-10…

İtalya iki kez öne geçti. Türkiye iki kez geri geldi. Son sözü ise karar setinde söyledi.

Bu sonuç, ile Dünya şampiyonluğu finalinin de kısmen rövanşını almış olduk.

Kadrolar, kişiler anlayışlar bile değişse 2003’te Avrupa İkinciliği ile başlayan yürüyüşümüzün bizi artık dünyanın en iyi voleybol oynayan ülkesi haline getirdiğini çok açık net gösterdi.

Filenin Sultanları, 2023’te ki Avrupa şampiyonluğunun tesadüf olmadığını artık tartışmaya kapattı. Ve aynı gece, 2028 Los Angeles Olimpiyatları bileti de cebimize girdi.

İki yılda değişen şey sadece kupalar değil

Türkiye’nin 2023’te kazandığı ilk Avrupa şampiyonluğu büyük bir kırılmaydı.

Nitekim final öncesinde Daniele Santarelli de aynı noktaya özellikle dikkat çekti. İtalyan başantrenör, takımın son yıllardaki yükselişinin yalnızca Vargas veya bir oyuncu üzerinden açıklanamayacağını, farklı dinamiklerin takım içi dayanışmanın ve öne çıkan diğer yıldız oyuncularımızın performans unsurlarının birlikte çalıştığını açıkça ifade etti.

Bu önemli. Çünkü voleybol, bir yıldız oyuncunun etrafına altı kişi dizip sonuç bekleyebileceğiniz bir spor değildir. Pasörün karar vermesi gerekir. Smaçörün manşet karşılaması gerekir. Orta oyuncunun blok zamanlamasını bilmesi gerekir. Liberonun savunmayı organize etmesi gerekir. Yedek oyuncunun oyuna girdiğinde sistemin ritmini bozmaması gerekir. Ve bütün bunların üzerinde teknik ekibin maçın gidişatını okuyabilmesi gerekir. Kısaca devamlı finaller etrafında dönen ve başarıyı yakalayan takımların her bir oyuncusu ve her bir parçası zaten yıldızdır ve dünya standartlarının en üstündeki Top seviyede dediğimiz oyunculardır.

Spordan hele hele Voleyboldan hiç anlamayan skandal açıklamalarla gündeme gelip pesimistlikten ve karmaşadan para kazanan anti spor kültürü anlayışlı influencerların yorumlarına aldırış etmeyin. O halde bir zahmet açıklasınlar bakalım, Isabel Haak’lı İsveç yıllardır B ligindeydi, ancak ana tabloya yükselebildiler. Yine başka bir dünya yıldızı pasör çaprazı Haak madem İsveç Milli Takımının elinde var, O zaman niye yarı finalleri dahi göremiyorlar? Değil mi Efendim?

Türkiye’nin Avrupa şampiyonluğu dolayısıyla tam olarak burada anlam kazanıyor. Biz birçok dünya yıldızı, geniş bir yetenek havuzu, inançlı, disiplinli çalışan teknik ekip, federasyon, kulüp organizasyonları, alt yapısı olan ve dünyanın en iyi ligine sahip ülkesiyiz.

Beş aylık çalışmanın kupası

Bu şampiyonluğu yalnızca 6 Eylül gecesine sığdırmak büyük haksızlık olur. Milli takımın 2026 sezonu mayıs ayındaki hazırlık süreciyle başladı. İtalya’nın Cenova kentindeki AeQuilibrim Cup, ardından Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası geldi. Daha ilk hazırlık döneminde kadro ve teknik ekip birlikte çalışmaya başladı.

Yani Sinan Erdem’deki o son karar setindeki 15 sayı, aslında aylarca süren bir çalışmanın son bölümünden ibaretti.

Üstelik bu süreçte yalnızca bugün Avrupa şampiyonluğunu kazanan 14 oyuncu kullanılmadı. VNL’nin ilk haftalarında Türkiye’nin kadrosunda farklı isimler de yer aldı. Bu ayrıntı çok önemli. Çünkü Santarelli’nin yaptığı iş yalnızca bir ilk altı belirlemek değildi. Geniş bir oyuncu havuzunu görmek, denemek, fiziksel durumlarını ölçmek, farklı kombinasyonları test etmek ve sonunda Avrupa Şampiyonası için en doğru 14 kişiyi belirlemekti.

Son kadro şöyle oluştu:

Pasörler: Cansu Özbay, Elif Şahin.
Pasör çaprazı: Melissa Vargas.
Smaçörler: Hande Baladın, Saliha Şahin, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu, Yaprak Erkek.
Orta oyuncular: Eda Erdem Dündar, Zehra Güneş, Sinead Jack-Kısal, Deniz Uyanık.
Liberolar: Gizem Örge, Eylül Akarçeşme Yatgın.

14 isim birbirinden bağımsız yıldızlar olarak değil, bir sistemin parçaları olarak düşünülmelidir.

14 oyuncunun arkasında 12 kişilik teknik ve sağlık ekibi

Başarının mimarlarını tanıtmayı mesleğim gereği önemli arz ediyorum. Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası kadrosunda resmi olarak 14 sporcu bulunurken, teknik ve destek kadrosu 12 kişiden oluşmakta.

Baş Antrenörümüz Daniele Santarelli, Menejerimiz Pelin Çelik bu dişlinin en önemli akil parçalarıydı. Ayrıca Diego Flisi, Recep Vatansever ve Artun Aksan yardımcı antrenör olarak görev yaptı. Marco Greco istatistik antrenörüydü. Marco Sesia kondisyoneri olarak çalıştı. Ilenia Marin, Francesco Gatti ve Leman Nur Şengül fizyoterapist olarak ekibin içindeydi. Murat Beder masör, Seçkin Sarı ise takım doktoruydu.

Bu başarı tablosu diyor ki bizlere: Sahada 14 oyuncu vardır. Fakat o 14 oyuncunun performansını hazırlayan yapı çok daha geniştir. Bir oyuncunun fiziksel yükünü takip etmek başka bir iştir. Rakibin servis yönlerini analiz etmek başka. Blok-savunma eşleşmelerini hazırlamak başka. Maç sırasında istatistik üretmek başka. Sakatlık riskini yönetmek başka. Oyuncunun maçtan maça toparlanmasını sağlamak başka.

Dolayısıyla Sinan Erdem’de kaldırılan kupa, yalnızca sahaya çıkanların değil, görünmeyen emeğin de kupasıdır.

İtalya’ya karşı maçın kırılma noktası

Finalin ilk setinde Türkiye istediği oyunu sahaya koyamadı. İtalya servis ve hücum kalitesiyle oyunun kontrolünü aldı ve seti 25-16 kazandı.

İkinci sette ise maçın ilk büyük kırılmasını gördük. İtalya 9-5 öndeydi. Türkiye’nin oyunun sıkışmıştı. Tam bu noktada Vargas’ın hücumlarıyla başlayan seri, Türkiye’yi yeniden oyuna soktu. 12-6’dan 12-11’e gelen bölüm, yalnızca skor farkının kapanması değildi. Türkiye’nin oyunun kontrolünü yeniden eline almasının başlangıcıydı. Set sonunda 25-22 geldi. Skor 1-1 oldu.

Ancak üçüncü set Türkiye açısından yeniden ağır geçti. İtalya 25-12 ile çok net bir üstünlük kurdu. İki kez geriye düşmek, finalin psikolojik yükünü artırdı.

İşte burada Türkiye’nin 2026 takımını önceki yıllardan ayıran en önemli özelliklerden biri ortaya çıktı: Takımın kırılma anlarında dağılmaması. Elbette gözyaşı, bağırış, haykırış, ne oluyoruz olacak yani set arası herkes bu farklı skorla biten sonucun acısını yaşadı. Yaşadı amma yeni set başlama düdüğü ile birlikte hırs, azim, inanç, kararlılık ve istek zirveye çıktı. İşte zaten biz buna Resillience yani kırılmama, devam etme ve sonuca odaklanma diyoruz.

Dördüncü sette Türkiye yeniden oyuna girdi. 25-21’lik setle skor 2-2 oldu. Ve karar setinde artık teknik kaliteden çok daha fazlası gerekiyordu. Türkiye doğru kararları, doğru servisleri, doğru blokları ve doğru psikolojiyi bir araya getirdi.

Ve Karar Seti güle oynaya geçti. Türkiye: 15 – İtalya: 10.

Allah’ım bu ülkeye sevinç, mutluluk, mutman olmak, bahtiyar olmak artık ne derseniz deyin ne kadar çok yakışıyor anlatamıyorum. Kelimelerim kifayetsiz, Yaşasın! Tekrar Hoş Geldin, Avrupa Şampiyonluğu.

2026’da iki kupa, 2025’te dünya ikinciliği

Bu başarının zamanlaması da önemli. Türkiye 2025 Dünya Şampiyonası finalinde yine İtalya ile karşılaştı ve 3-2 kaybederek dünya ikincisi oldu. Bir yıl sonra aynı rakiple yine final oynadı. Bu kez sonuç değişti.

Üstelik Türkiye, Avrupa Şampiyonası’ndan önce 2026 Milletler Ligi’ni de kazandı. Finalde Brezilya 3-1 mağlup edildi. Türkiye’nin 2026 VNL şampiyonluğu, Santarelli’nin ekibiyle birlikte ortaya koyduğu taktik çalışmanın da önemli bir göstergesiydi.

Dolayısıyla 2026 sezonunun fotoğrafı bize çok net gün gibi her şeyi ortaya koyuyor ki; Türkiye günümüzde dünyanın en modern ve önder voleybol ülkesidir. Bunun esamesini soran olursa kendilerine şu başarıları sıralamanız yeterlidir: Milletler Ligi şampiyonluğu. Avrupa Şampiyonluğu. Ve hemen öncesinde 2025 Dünya Şampiyonası ikinciliği. Artık bu takım için “başarılı bir dönem” demek yetersiz kalıyor. Türkiye kadın voleybolu uluslararası elit seviyenin en üstünde olduğu yetmezmiş gibi yıllar itibariyle de sürdürülebilir başarılarıyla kalıcı takımlarından biri haline gelmiştir.

Türkiye’nin Vargas’ı var, Kıskanan Çatlayabilir

Melissa Vargas elbette bu takımın en önemli hücum silahlarından biri. Finalde 28 sayıyla en skorer isim oldu. Aynı zamanda Melissa Vargas Avrupa Şampiyonası’nın En Değerli Oyuncusu Seçildi! 195 Sayıyla Rekor Kırdı!

Ancak finalin bize gösterdiği gerçek, Vargas’ın etkili olmadığı bölümlerde Türkiye’nin de yaşayabilen bir takım olduğudur. Gerçi Zoran Terziç gibi ligimizde görev almış, ekmeğini yemiş haris ve kızlara sertliği ile devamlı eleştirilen koçlar çıkıp iki kelam negativite edebilirler elbet.

Terziç’e en güzel cevabı bronz madalya almaya geldiğinde taraftarımız ıslıklarla protesto ederek göstermiştir. Ekmek yediğin eli ısırırsan affı yoktur Zoran Terziç! Belki kendisi Vargas’ın kariyerinin başında bu değerin farkına varıp da elinden kaçtığı için sağda solda ipe sapa gelmez laflar demeçler veren antrenör durumuna düşmüş olsa da siz onların söylediklerini muteber almayın.

Vargas harika bir yetenek diyebileceğimiz ümit veren mucize çocuklardan biriydi kabul. Onu keşfeden ne Terziç’ti ne de Sırbistan Voleybol Federasyonu. Bu geleceğin yıldız adayı ya da başka bir deyişle Rising Star yani Yükselen Yıldız Küba, Çekya, İsviçre derken kaybolup gidecek hale gelmişken bir ülke, bir kulüp bütünüyle el verdi. İşte O ülke Türkiye, O kulüp de Fenerbahçe’ydi.

Fenerbahçe her türlü sağlık sorununa çözüm buldu, Federasyon ile ortaklaşa cezai müeyyidelerini karşıladı. Vargas istisnasız şu an dünyanın en iyisi ise, Tüm olgunlaşmasını, fiziksel gelişimini, mental dayanımını ve hatta sakatlıkların üstesinden gelmesini başta Fenerbahçe ve A Milli Takıma borçludur. Hatta Çin’den sakat geldiğinde operasyon, nekahet ve istikrara kavuşması için süreç yönetimine destek veren yine Milli Takım, Voleybol Federasyonu ve Fenerbahçe kulübüydü.

Federasyonun Küba ve Sırbistan ile diplomasi pazarlıkları yaptığı ve çok detay vermek istemediğim bir tür anlaşmalarla oyuncunun geleceği için motivasyonunun üzerine titrediğini ve desteklediğini unutmayalım.

Dolayısıyla hiçbir yetenek salt ve saf bir inci gibi elinize gelmez bilakis pırlanta haline gelmesi için işlenmesi gereken bir elmas olduklarını unutmamamız gerekir. Vargas şu an ki Fenomen haline dönüştüyse Türkiye’nin O’na yuva, vatan, çalışma imkânı, dost ve sıcak bir mekân sağlaması nedeniyledir. Vargas’ta hakikatli esaslı bir çalışkan kızımız olduğu için hem ülkemizi benimsemiş hem de disiplini ile hayal edilen başarılı haline kavuşmuştur.

Vargas bizim için çok kıymetlidir, Pırlantamızdır. Lakin başarının anahtarı takım oyunundadır. Türkiye’nin Avrupa şampiyonluğu bu nedenle bir yıldızın değil, işleyen bir takım düzeninin zaferidir.

Gizem Örge: Türk Duvarı

Gizem Örge için “libero” demek bazen yetersiz kalıyor. Çünkü o savunmada yalnızca top çıkarmıyor. Takımın psikolojik dengesini de taşıyor. İmkânsız görünen toplara uzanıyor, oyunun içinde kalıyor, rakibin hücumunu okuyor. Bugün artık onun diğer adı kullanılabilir: Türk Duvarı.

Eda Erdem: Kaptan Kraliçe

Eda Erdem ise artık yalnızca bir oyuncu değil. Bir dönemin sembolü. 2005’ten bu yana milli takım formasını taşıyan Eda’nın kariyerinde başka bir gece daha geride kaldı. Ama onu özel yapan yalnızca blokları veya hücumları değil. Takımın sıkıştığı anlarda yüzüne bakıldığında görülen o sakinlik. Kaptanlık. Tecrübe. Ve “henüz bitmedi” duygusu. Türkiye iki kez geriye düştüğünde sahadaki en önemli şeylerden biri buydu: panik yapmamak.

Zehra Güneş’in bloğu, Hande Baladın’ın manşeti, İlkin Aydın’ın emeği, Elif Şahin, Sinead Jack-Kısal, Derya Cebecioğlu, Saliha Şahin, Cansu Özbay, Deniz Uyanık, Eylül Akarçeşme, Yaprak Erkek… Sahaya giren, kenarda bekleyen, antrenmanda birbirini zorlayan herkes bu kupanın bir parçası. Çünkü milli takım başarısı, yalnızca sahaya ilk altıda çıkan oyuncuların başarısı değildir.

MVP ve Rüya Takım: Filenin Sultanları damgası

2026 CEV Avrupa Şampiyonası’nın En Değerli Oyuncusu (MVP) Melissa Vargas oldu. Vargas, 2023’te ki Avrupa şampiyonluğunda da aynı ödülü almıştı.

Melissa Vargas, Derya Cebecioğlu, Zehra Güneş ve Gizem Örge’nin yanı sıra İtalya’dan Alessia Orro ile Myriam Sylla, Sırbistan’dan da Hena Kurtagic rüya takıma seçildi.

Türkiye neden dünyanın yıldızlarını çekiyor?

Türkiye’de kadın voleybolu artık yalnızca milli takım üzerinden okunabilecek bir yapı olmaktan çıktı. Sultanlar Ligi başlı başına bir dünya markasına dönüştü. Sultanlar Ligi tüm otoriteler tarafından kabul edildiği gibi Dünyanın en önemli ve büyük ligi durumunda.

Bu nedenle voleybola yatırım yapan her ülke, kaliteli, iyi ve gelecek vaat eden önemli oyuncularını Türkiye’ye gönderiyor. Türkiye’de yetişen oyuncular dünya yıldızı oluyor. Türk kulüpleri Avrupa’da final oynuyor, dünya kulüpler şampiyonalarında kupa kaldırıyor. Ve milli takım bu kulüp rekabetinin üzerine kurulmuş olağanüstü bir oyuncu havuzundan besleniyor.

İşte milli takımın bugün geldiği noktayı biraz da buradan okumak gerekiyor.

Bu sistem yalnızca bugünü değil, yarını da hazırlıyor

Asıl sevindirici olan ise yalnızca A Milli Takım değil. Türkiye’nin genç oyuncu havuzu. Akdeniz Oyunları, U20, U22, gençler Avrupa şampiyonaları, altyapı milli takımları… Bu yaş gruplarında alınan sonuçlar, Türk voleybolunun geleceğinin de tesadüflere bırakılmadığını gösteriyor.

2026 Akdeniz Oyunları’nda kadın milli takımımız namağlup şampiyon oldu ve finalde İtalya’yı 3-0 mağlup etti. Genç milli takımların Avrupa’daki başarılı sonuçları da aynı tabloyu tamamlıyor.

Bunlar tek başına birer madalya değildir. Bunlar, A Milli Takımın birkaç yıldız oyuncuya mahkûm olmadığını gösteren verilerdir. Bugün Vargas vardır, Eda vardır, Zehra vardır, Gizem vardır, Hande vardır, İlkin vardır. Ama yarın onların arkasından gelecek başka isimler de vardır. İşte sürdürülebilir başarı dediğimiz şey tam olarak budur.

Bu başarıyı kulüplerden ayrı düşünemeyiz

Milli takımın başarısının arkasında Türkiye’deki kulüp voleybolunun seviyesi de var. 2025-26 CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi finalinde VakıfBank ile Eczacıbaşı Dynavit karşı karşıya geldi. VakıfBank finali 3-1 kazanarak tarihindeki 7. Şampiyonlar Ligi kupasını aldı. Bu, milli takımın oyuncu havuzunun hangi rekabet ortamından çıktığını gösteriyor.

Galatasaray Daikin ise 2026 CEV Kupası’nı kazanarak kulüp tarihindeki ilk CEV Kupası’nı müzesine götürdü. Yani Türkiye’de kadın voleybolunda yalnızca milli takım değil, kulüpler de Avrupa’nın en üst seviyelerinde yarışıyor.

Bu nedenle Sinan Erdem’deki Avrupa şampiyonluğu bir gecede ortaya çıkmış bir başarı değildir. Kulüpler, altyapılar, milli takım, teknik ekipler, federasyon ve yıllar içerisinde oluşan oyuncu havuzu aynı zincirin halkalarıdır.

Ve Fenerbahçe’nin Başarı Paradoksuna Gelelim…

Burada Fenerbahçe’ye ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin kadın voleybolunda geldiği seviyeyi konuşurken Fenerbahçe’yi konuşmamak mümkün değil.

Sarı-lacivertli takımın 2026-27 sezonu kadrosuna baktığımızda zaten oyuncu kalitesi konusunda ciddi bir problem olmadığı görülüyor. Saliha Şahin transfer edildi. Sinead Jack-Kısal kadroya katıldı. Kübra Akman ve Chiaka Ogbogu gibi önemli orta oyuncular geldi. Brenda Castillo gibi dünyanın en önemli liberolarından biri kadroya dahil edildi. Alessia Orro gibi üst düzey bir pasör kadroda. Ana Cristina de Souza ve Arina Fedorovtseva gibi uluslararası seviyede smaçörler var. Hande Baladın ve Melissa Vargas gibi Türkiye’nin en önemli oyuncuları da takımın içinde. Eda kaptanı saymıyorum bile.

Yani burada “oyuncu yok” demek gerçekçi değildir. Belki biraz yaş ortalaması yükselmiştir ki, profesyonel voleybolda rotasyon yapabilecek bir kadronuz varsa bu handikap gibi duran bakış dönüşüm sayesinde ve finallerdeki tecrübeleri ile size avantaj haline dönüşebilir.

2026-27 kadro yapılanması bunu açık biçimde gösteriyor. Dahası, Fenerbahçe yeniden Stefano Lavarini’yi takımın başına getirdi. Lavarini daha önce 2023-24 sezonunda Fenerbahçe ile Kupa Voley ve Sultanlar Ligi şampiyonlukları yaşamıştı.

O halde asıl soru başka yerde. Bu kadar kaliteli oyuncuyla neden beklenen süreklilikte Avrupa’da başarı ve geçen senelere bakarsak ligde beklenen şampiyonluklar gelmiyor?

Benim cevabım açık: Sorun oyuncu kalitesinden çok takım mühendisliği, teknik akıl, rol dağılımı ve kritik anların yönetimi, rollerin paylaşımı, teknik sistem ve ortak hedef duygusunda aranmalı. Fenerbahçe açısından yeni sezonun en önemli sorularından biri de bu olacak.

Çünkü Avrupa finali bize çok önemli bir şey gösterdi: Yıldızları toplamak başka, yıldızlardan takım yaratmak başka. Bir takımın kadrosuna dünya çapında oyuncular koymak başka şeydir. O oyuncuları birbirini tamamlayan bir sisteme dönüştürmek başka. Pasör ile smaçörün uyumu. Orta oyuncunun hücum temposu. Manşet düzeni. Blok-savunma bağlantısı. Oyuncuların birbirlerinin açığını kapatması. Ve en önemlisi, maçın kırılma anında doğru kararı verebilmek… Şampiyonluklar burada kazanılıyor.

Fenerbahçe’nin yeni sezon yapılanmasının en önemli sınavı da bu olacak. Çünkü artık bahanesi yok. Kalite var. Derinlik var. Uluslararası tecrübe var. Ve yeniden Stefano Lavarini gibi şampiyonluk yaşamış bir başantrenör var. Şimdi bu kadroyu gerçekten takım haline getirmek gerekiyor.

Gözyaşları, mutluluk ve Oyuncularımızın o anı

Hadi gelin keyifle maç içindeki atmosfere ve kupa seremonisine geri dönelim. Final düdüğü çaldığında salonda yalnızca bir skor yoktu. Yılların yükü, ayların yorgunluğu, iki kez geriye düşmenin psikolojik yükü ve sonunda gelen zafer bir anda boşaldı.

Oyuncular birbirlerine sarıldı. Kaptan Eda Erdem’in gözleri dolmuştu. Melissa Vargas duygularını tutmakta zorlandı. Gizem Örge, “Türk Duvarı” lakabını bir kez daha hak ettiğini bilerek tribünlere baktı. Bizlerde geçmiş yıllarda milli takıma alınmasına engel zihniyetin sahibi eski koça kaçırdığımız kupaların naziresini yapmadan edemeyiz. Gelelim Zehra Güneş, Hande Baladın, İlkin Aydın, Saliha Şahin, Elif Şahin kısaca tüm takıma… Herkes kendi hikâyesini o kupanın altında taşıyordu.

Sinead Jack-Kısal’ın gözyaşları özellikle dikkat çekiciydi. Türkiye’ye adaptasyon sürecinden, milli formanın ağırlığından ve bu takımın parçası olmanın anlamından süzülen o gözyaşları, yalnızca bir zafer anı değildi. Aidiyetin, emeğin ve kabul görmenin gözyaşlarıydı.

Tribünler ise susmuyordu. Sinan Erdem’i dolduran binlerce taraftar, maç boyunca iki kez geriye düşen takımı ayağa kaldırmıştı. Dördüncü sette Türkiye oyuna dönerken salonun sesi adeta parkeye iniyordu. Maç bittiğinde oyuncuların tribünlere koşması, artık sahada oyuncu tribünde taraftar ayrımının kalmadığını gösteriyordu. Tek bir takım vardı.

Sonra milli marş. El ele tutuşmalar. Ve o unutulmaz anlar.

Maç bittikten sonra sahada sadece büyük bir şampiyonluk kutlaması, danslar, Erik Dalı ve müzik eşliğinde eğlence vardı. Sporcular tamamen zaferin tadını çıkardılar. Birileri bunu yalnızca eğlenceli bir kutlama olarak görebilir. Ben öyle görmüyorum. Çünkü o sevinç yumağının altında haftalarca, aylarca süren çalışma, zorlu antrenmanlar, sakatlıklar, eleştiriler ve yine de ayağa kalkma iradesi vardı.

Türkiye’nin önünde artık daha büyük bir hedef var

Avrupa şampiyonluğu elbette kutlanacak. Milletler Ligi şampiyonluğu da öyle. Ancak bu takımın artık kendisine koyacağı hedef Avrupa ile sınırlı olmamalı. 2028 Los Angeles Olimpiyatları yolunda Türkiye’nin önünde yeni bir dönem var.

Eda Erdem’in liderliği, Vargas’ın hücum gücü, Zehra Güneş’in blok kapasitesi, Cansu Özbay ve Elif Şahin’in pasör seçenekleri, Hande Baladın, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu, Saliha Şahin ve Yaprak Erkek’in kanat rotasyonu, Sinead Jack-Kısal ve Deniz Uyanık’ın orta oyuncu seçenekleri, Gizem Örge ve Eylül Akarçeşme Yatgın’ın savunma gücü…

Bu kadronun arkasında da yalnızca Santarelli yok. Pelin Çelik’ten yardımcı antrenörlere, istatistik ekibinden kondisyonere, fizyoterapistlerden doktora kadar uzanan bir yapı var. Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ ve federasyon yönetiminin oluşturduğu organizasyonun, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın desteğinin ve kulüplerin yıllardır yaptığı yatırımın da bu tablonun içerisinde olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Fakat bütün bunların üzerinde sahadaki gerçek değişmiyor: Kupayı oyuncular kazanıyor. Ve o kupayı kazanan 14 oyuncunun her biri bu hikâyenin parçası. Kimi sahada daha fazla süre aldı. Kimi kritik bir anda oyuna girdi. Kimi servis attı. Kimi blok yaptı. Kimi savunmada top çıkardı. Kimi kulübede bekledi. Kim ne yapıyorsa yapsın takım arkadaşlarını alkışladı, destek verdi ve mental motivasyonlarını yükseltmeleri için bir nevi koçluk, mentörlük yaptı. Kısaca Avrupa şampiyonluğu yalnızca sahadaki ilk altının değil, bütün kadronun eseriydi.

Sinan Erdem’de gördüğüm şey

Final gecesi salonda benim için en dikkat çekici görüntü kupanın kaldırıldığı an değildi. O görüntü zaten hafızalarda kalacak.

Benim için asıl önemli olan, Türkiye’nin iki kez geriye düştüğü bir finalde üçüncü kez aynı hatayı yapmamasıydı. İlk sette İtalya üstün geldi. Türkiye toparlandı. Üçüncü sette İtalya yeniden fark yarattı. Türkiye yine oyuna döndü. Son sette ise Türkiye artık rakibin ne yaptığına göre değil, kendi oyununa göre hareket etti.

Bu, büyük takım refleksidir. 2025’te İtalya’ya karşı 3-2 kaybedilen Dünya Şampiyonası finalinden sonra bir yıl geçti. Bugün aynı rakip karşısında yine 3-2’lik bir final oynandı. Ama bu kez kupayı Türkiye kaldırdı.

Bu farkın adı Türk Milli Takımının Ekip Oyunu ve çalışmasıdır. Evet biz bu farka sistem diyoruz. Disiplinli çalışma, kendini geliştiren, sürdürülebilir bir yaşam ve inanç ile bağ kurabilme, Yılmadan, Pes Etmeden, Moralini içindeki enerjini yüksek tutacak egzersizleri de yaparak top seviyede kalabilmek. İşte O nedenle Türkiye’nin takım oyunlarında Milli düzeyde en başarılı branşı ve sporcuları Filenin Sultanlarıdır şüphesiz.

Futbola akan para, enerji, bonservislere saçılan milyonlarca döviz, geri gelmeyen yatırımlar, hüzünler, belirsizlikler, organizasyonsuzluklar, yetenek ve fikir ekseni yetersizliklerini düşününce üzülmemek de elde değil. Sorsanız Futbolcular profesyonel, diğer branşlar amatör. Lakin başarıya bakıp da emeğin ve paranın karşılığını sorgularsanız onlara amatör bile denemeyecek kadar başarısızlar.

Bu farkın adına biz sistem diyoruz, Futbola da aynı aklı salık veriyoruz ve Voleybola emeği geçenlereyse Teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Aylar süren çalışma. Doğru oyuncu havuzu. 12 kişilik teknik ve destek ekibi. 14 kişilik final kadrosu. Kulüplerin Avrupa’daki rekabeti. Federasyon organizasyonu. Ve en önemlisi, kritik anda doğru oyunu oynayabilen bir takım.

Sinan Erdem’de Türkiye’nin kazandığı şey yalnızca bir Avrupa kupası değildi. Türkiye, kadın voleybolunda artık kupa kazanabilecek bir ülke olmaktan çıktı; kupa kazanmayı sürdürebilecek bir sistem kurduğunu gösterdi.

Şimdi asıl mesele bu sistemi korumak. Çünkü Avrupa’nın zirvesine çıkmak çok zor. Orada kalmak ise daha zor.

Ve Filenin Sultanları artık tam da o sınavın eşiğinde. Ama Keyifle söylememiz gerekir ki:

Türk Kadın A Milli Voleybol Takımımız; Yine, Yeni, Yeniden Avrupa Şampiyonu.
Helal Olsun Kızlar, Gururumuzsunuz…

Türkiye’de kadının gücü

Ben bu kupanın en önemli taraflarından birinin burada olduğunu düşünüyorum. Çünkü Filenin Sultanları yalnızca voleybol oynamıyor. Türkiye’deki genç kızlara “yapabilirsin” diyor.

Sahada birbirlerinin elini tutuyorlar. Milli marşı birlikte söylüyorlar. Ağlıyorlar. Sarılıyorlar. Birbirlerinin arkasında duruyorlar.

Bu görüntüler bir spor fotoğrafından çok daha fazlası. Çünkü milyonlarca genç kız o görüntülere bakıyor. Bir sporcunun yalnızca başarılı değil; çalışkan, disiplinli, takım oyuncusu, mücadeleci ve özgüvenli olabileceğini görüyor. İşte sporun toplumsal gücü burada.

Dualarımız, Temennilerimiz ve Hayallerimiz Millilerimizle Birlikte

6 Eylül gecesi Sinan Erdem’de bir Avrupa kupası kazanıldı. Ama aslında bundan çok daha fazlası oldu.

Bir ülke, kadın sporcularının başarısını yeniden kutladı. Genç kızlar bir kez daha televizyondan kendilerine örnek olacak kahramanlar izledi. Türkiye’nin voleybolda kurduğu sistem bir kez daha kendisini kanıtladı. Kulüpler Avrupa’da kupa kaldırdı. Milli takım VNL’yi kazandı. Milli takım Avrupa Şampiyonası’nı kazandı. Ve şimdi olimpiyat yolunun kapısı açık.

Bütün bu başarıların içerisinde elbette sporcuların alın teri var. Antrenörlerin emeği var. Kulüplerin yatırımı var. Federasyonun organizasyon gücü var. Devletin spor yatırımları var. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın desteği var. Ve tribünde hiçbir zaman vazgeçmeyen milyonlarca insan var.

Bu nedenle bu yazının sonunda yeniden teşekkür etmek istiyorum: Başta Spora destekleri ile ülkemize nice zafer hissini ve milli bilincin başarıyla harmanlanmasına imkan veren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Beni bu tarihi atmosferin içerisine davet eden Gençlik ve Spor Bakanımız Dr. Osman Aşkın Bak ve ekibine, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanımız Mehmet Akif Üstündağ’a, Federasyonun yönetim kuruluna, çalışanlarına, sponsorlara ve bu organizasyonun gerçekleşmesinde emeği bulunan herkese teşekkür ediyorum.

Ama en büyük teşekkür… Parkenin üzerinde ağlayan, gülen, sarılan, mücadele eden ve sonunda kupayı kaldıran Filenin Sultanları’na.

Çünkü onlar bize bir kez daha şunu gösterdi:

Düşebilirsiniz.
Geride kalabilirsiniz.
Birinci seti kaybedebilirsiniz.
Üçüncü sette 12-25 yenilebilirsiniz.

Ama inanıyorsanız… Çalışıyorsanız… Birbirinize güveniyorsanız… Ve son topa kadar mücadele ediyorsanız… Maç daha bitmemiştir.

Artık Milli Kadın Voleybolcularımızın yani Filenin Sultanlarının bir sonraki aşaması Dünya Şampiyonası olacak. Ancak Asıl Madalya hedefi ve Hayalimiz Los Angeles Olimpiyatları…

Hepsini Alınlarından öperim. Terleri, Gözyaşları, tüm çilelerine rağmen ülkemize yaşattıkları mutluluk için her türlü taltifi, takdiri, tebriki hak ediyorlar.  

Nice Başarılı Sporcularımız, emek verenler, milletimizin yüzünü güldüren herkes ve her şey Sağ Olsunlar, Var Olsunlar…

Cihan FULSER
Gazeteci | Arş. Yazar | Danışman

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ