İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ’NDE 15 YILLIK DÖNÜŞÜM: TARİH YENİDEN ZİYARETÇİYLE BULUŞUYOR

Cihan Fulser

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

İstanbul’da bazı kapılar vardır; yalnızca bir binaya açılmaz. Geçmişe açılır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde 2011’de başlayan ve etaplar halinde ilerleyen dönüşüm, bugün Klasik Müze Binası’ndan Eski Şark Eserleri Müzesi’ne, Çinili Köşk’ten Gülhane Meydanı’na uzanan geniş bir alana yayılan yeni bir dönemi ortaya koyuyor.
Gülhane’den yukarı doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkan İstanbul Arkeoloji Müzeleri de işte böyle bir kapıdır.
Bir müze binasını yenilemek başka, bir medeniyet hafızasını geleceğe taşımak başka. O kapıdan içeri girdiğinizde yalnızca heykelleri, lahitleri, kitabeleri, çinileri ya da binlerce yıllık eserleri göreceksiniz.
İstanbul’un kalbinde, Gülhane ile Topkapı Sarayı arasında yükselen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne her baktığımda aynı şeyi düşünüyorum:
Bugün Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk olmak üzere üç ana birimden oluşan kompleks, yaklaşık 1 milyon eseri barındırıyor. Müzenin kuruluş hikâyesi ise Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1887’de başlayan çalışmaların ardından 13 Haziran 1891’de Müze-i Hümayun’un ziyarete açılmasıyla şekilleniyor.

2011’DE BAŞLAYAN UZUN YOLCULUK
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un 18 Eylül 2026’da yaptığı açıklamalara göre İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki dönüşümün ilk önemli etabı 2011 yılında Klasik Müze Binası’nda başladı.
1891 tarihli ana yapının yanı sıra güney kanat olarak tanımlanan ikinci anekste güçlendirme ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirildi.
Ardından 2017 yılında ikinci etap kapsamında güçlendirme ile teşhir-tanzim projeleri uygulamaya alındı. Çalışmalar tamamlandıktan sonra Klasik Müze Binası 2021 yılında yeniden ziyaretçilerini kabul etmeye başladı.
Burada dikkat çekici olan, projenin tek seferlik bir restorasyon şeklinde yürütülmemesi.
2011 → 2017 → 2021 → 2023 → 2026… Yaklaşık 15 yıla yayılan bir dönüşüm zincirinden söz ediyoruz.

ÜÇÜNCÜ ETAP: ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ VE ÇİNİLİ KÖŞK
Dönüşümün üçüncü etabı ise Ocak 2023’te başladı. Eski Şark Eserleri Müzesi’nde betonarme ve volta tavan döşemeleri ile kâgir duvarlarda güçlendirme çalışmaları yapıldı. Çatı yenilendi, cephedeki dekoratif unsurlar ve heykeller üzerinde koruma çalışmaları gerçekleştirildi. Bununla da yetinilmedi. Asur, Sümer, Sümer-Akad, Arap, Babil, Hitit, Urartu ve Mısır galerilerinin teşhir düzenleri yeniden ele alındı.


Aydınlatma sistemleri güncellendi. Eserlerin daha güvenli ve çağdaş koşullarda sergilenmesine yönelik yeni sistemler uygulandı.
Eski Şark Eserleri Müzesi de 6 Temmuz 2026’da yeniden ziyaretçilerine açıldı.

54 BİN ÇİNİYE TEK TEK DOKUNMAK
Çinili Köşk ise başlı başına brassier başka bir hikâye. Burada yapılan çalışma, restorasyonun ne kadar sabır ve uzmanlık gerektirdiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri.
Köşkün dış cephesinde yaklaşık 54 bin çininin envanteri çıkarıldı. Her bir çini için ayrı müdahale paftası hazırlandı.
Temizlik, sağlamlaştırma, tamamlama ve renklendirme işlemleri gerçekleştirildi. Çatıdaki sonradan eklenen dolgular kaldırıldı; eski kurşun kaplamaların yerine yapının özgün karakteriyle uyumlu uygulamalar gerçekleştirildi.
Mesleki köklerimde yöneticilik bulunmasının yanında özellikle seramik ve toprak hammaddesi ile üretilmiş ürünlerde yoğrulan 30 yıllık iş eğitimim de çini, çömlek, vitrifiye, mutfak gereçleri, hat, ebru sanatları benim için ayrıca kıymetli ve yer tutuyor. Dolayısıyla çiniler hakkında bence özellikle üzerinde durmak ve düşünmemiz gerekiyor.
54 bin çini…
Her biri ayrı ayrı inceleniyor. Her biri için ayrı müdahale planı hazırlanıyor.
Bu, “restorasyon yaptık” denilip geçilecek bir iş değil. Bu, kültürel mirasın ayrıntıya gösterilen hassasiyetle korunmasıdır. O nedenle emeği geçen başta hocalarımın, sanatçıların, meslek erbaplarının eline yüreğine sağlık, bunu dijital ortamlara aktararak bu sürece yüksek doğruluk payıyla katkı sunan teknolojiyi sanatımıza entegre edenlerin dikkatine sağlık, bu projeyi uzun da olsa sabırla yürüten proje ekiplerinin ellerine sağlık. Dahası bu eserlerin korunması ve geleceğe aktarmasında medeniyet farkı gözetmeksizin çalışan ve destekleyen Kültür ve Turizm Bakanlığımızın, başta Bakan Mehmet Nuri Ersoy olmak üzere bakan danışmanları ve diğer bürokratların gönüllerine sağlık diyorum.
Eğer benim gibi Rusya’da Hermitage içindeki Menşikov Sarayı, Peterhof Sarayı veya Büyük Petro’nun Yazlık Sarayını gezenler varsa orada mutfak seramik ürünleri dahil sarayın ve dönemin tüm ürünlerinin nasıl korunup sergilendiğini görürler. İlk seramik bazlı kuzine ve soba örnekleri gibi ilk duvar seramiklerini ve rölyef kabartmalarına şahit olurlar. Hatta ilk çini soba (kachelofen) ile çaylarını yapıp büyük tabaklara (blyudtse) şeker koyup içtikleri adetlerinin baş aktörü olan semaverlerini nasıl tanıtıp sergilediklerini görmelisiniz.
Ah derdim ben de ah benim ülkem bu işin uzmanı, mimarı, bu mesleğin medeniyet anlamında başkenti. Biz de neden yok. Neden bu sanatlara hep endüstriyel bir bakış açısı dışında köklerimizin gelenekleri diye halkımıza nakşedilecek bir kurgusal müze yapısı sunulmaz diye hayıflanırdım.
Faenza Ulusal Seramik Müzesi (İtalya), Lizbon Ulusal Çini Müzesi (Portekiz), Victoria and Albert Museum (İngiltere), Louvre Müzesi (Fransa), Metropolitan Sanat Müzesi’nde (ABD) de coğrafyamızdan gitmiş sergilenen o kadar çok ürün var ki belki bir gün onları da geri isteriz yahut dijital formlarını en azından talep ederiz kanaatindeyim. Bu tür ürünlerin de tarihi eser olarak adlandırılması ve var olduğu coğrafyalara iadesinin sağlanması gün gelir istenecek aşamaya geliriz umarım.
Konumuza dönecek olursak, yapılan restorasyonlar sonrasına bakarak biraz da keyfini çıkaralım. Müzemizde artık göğsümüzü kabartarak gezeceğiz. Hatta daha nice böyle çalışmalar ve müzeler yapılması için valilikler nezdinde kültür hazinemizin ortaya çıkarılması için teşvik de edeceğiz. Bunları yapmamız ve dijital ortama da geçirerek kültür hazinelerimizi koruyarak gelecek nesillere ulaştırmamız hayati önem taşımaktadır diyorum.
Çinili Köşk’te İznik, Kütahya, Çanakkale, Erken Osmanlı ve Selçuklu salonlarının teşhir düzenleri de yenilendi. Selsebilli Oda’da Osman Hamdi Bey’in canlandırılması da ziyaretçi deneyiminin yeni unsurlarından biri oldu.

MÜZE ARTIK SADECE BİNALARDAN İBARET DEĞİL
Dönüşümün belki de en dikkat çekici taraflarından biri, çalışmanın müze binalarının sınırlarını aşması.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin ana girişi Gülhane Meydanı’na taşındı. Gülhane Meydanı ile müze arasındaki Osman Hamdi Bey Yokuşu yeniden düzenlendi. Bu güzergâhta 38 arkeolojik eser açık teşhire çıkarıldı. Müze avlusunda ise peyzaj düzenlemesinin ardından yaklaşık 140 arkeolojik eser açık alanda ziyaretçilerle buluşturuldu.
Böylece müze, yalnızca içine girilen ve salonları gezilen bir yapı olmaktan çıkarılıp, Gülhane Meydanı’ndan başlayıp avluya, yokuşa ve tarihi yapılara yayılan bir kültür alanına dönüştürülüyor.
Mehmet Nuri Ersoy da müzenin yalnızca eserlerin sergilendiği bir kompleks olarak değil; ziyaretçinin tarih, sanat, mimari ve kültürle bütünleşebildiği “yaşayan bir kültür alanı” olarak ele alındığını ifade ediyor.

ASIL MESELE: GEÇMİŞİ KORURKEN GELECEĞİ KURABİLMEK
Bugün elimizde bulunan her eser, gelecek kuşaklara teslim edilmek üzere bize emanettir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yaklaşık bir milyon eserden oluşan koleksiyonu düşünüldüğünde bunun ne kadar büyük bir sorumluluk olduğu daha iyi anlaşılır.
Üstelik bu müze yalnızca Anadolu tarihini değil, imparatorluk coğrafyasının farklı bölgelerinden gelen çok geniş bir kültürel birikimi bir arada tutuyor.
Dolayısıyla burada yapılan restorasyonun başarısını yalnızca “bina yenilendi” cümlesiyle ölçmek eksik kalır.

ARKEOLOJİ MÜZEMİZ OSMAN HAMDİ BEY’IN HATIRASI
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin tarihi 19. yüzyıla uzanıyor. Osman Hamdi Bey döneminde müzecilik anlayışının kurumsallaşması, arkeolojik kazıların sistematik biçimde yürütülmesi ve eserlerin korunması konusunda önemli adımlar atıldı.
Bunlardan biri de 1884 tarihli Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi idi. Bu düzenleme, Osmanlı topraklarındaki arkeolojik eserlerin korunması ve yurt dışına çıkarılmasının önlenmesi bakımından döneminin en önemli hukuki adımlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Kültürel mirasın korunmasını devlet politikası ve hukuki düzenleme konusu haline getiren bir anlayışın da temsilcilerinden biriydi. Onu yalnızca “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosunun ressamı olarak anlatmak, bu büyük isme yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Çünkü Osman Hamdi Bey aynı zamanda arkeolog, müzeci, sanat eğitimcisi ve Osmanlı döneminde kültür varlıklarının korunması konusunda önemli adımlar atan bir aydındı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bugünlere ulaşan hikâyesinin en önemli isimlerinden biridir.
Ve benim yıllardır üzerinde durduğum another yönü daha var: Kadıköy’ün ilk belediye başkanı olması.
Ben bu konuyu 24 Şubat 2025’te basınımızda da yer alıp yayımlanan yazımda ayrıca ele aldım. Yazımda Osman Hamdi Bey’in 1875 yılında Kadıköy’ün ilk belediye başkanı (Şehremini) olarak görevlendirildiğini, yaklaşık bir yıl bu görevi yürüttüğünü ve ardından İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin müdürlüğünü 29 yıl sürdürdüğünü anlattım.
Bu nedenle bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin dönüşümüne bakarken, yalnızca yeni salonları ve restorasyon çalışmalarını değil, bu büyük mirasın hikâyesini de konuşmak gerektiğine inanıyorum. Yani Osman Hamdi Bey kültür mirasımız kadar kent mirasımıza da sahip çıkmaya çalışmış ilk münevverlerimizdendir dersem yanlış olmaz.

HER GÜZELLİĞİN YANINDA KUSUR BULMAK DA BİZİM GÖREVİMİZ
Şimdi biraz da gazetecilik yaklaşımıyla eksik gördüğümüz bir hususu da Kültür ve Turizm Bakanlığına aktaralım, hatta Müzeler Müdürlüğü dahil bir soru soralım isterim.
18 Eylül’de Bakan Mehmet Nuri Ersoy’un İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde yaptığı değerlendirmeler kamuoyuna Bakanlık açıklaması ve haber ajansları üzerinden yansıdı. Anadolu Ajansı’nın aynı gün yayımladığı haberde Bakan’ın açıklamalarına ve yapılan çalışmalara geniş yer verildi.
• Bu buluşma ve bilgilendirme programı hangi birim tarafından organize edildi?
• Bu buluşma ve bilgilendirme programı nasıl oluşturuldu?
• Basın davetleri hangi kriterlere göre hazırlandı?
• Hangi gazeteciler ve medya kuruluşları davet edildi?
Bu soruların cevabı, yapılan restorasyon çalışmalarının değerini tartışmak için değil; kamu adına yapılan bir kültür çalışmasının kamuoyuna ve basına nasıl aktarıldığını anlamak için önem taşıyor.
Çünkü kültür politikalarının görünür olması kadar, bu politikaların kamuoyuna doğru, açık ve mümkün olduğunca geniş biçimde anlatılması da önemlidir.
Ben gazeteci olarak davet edilip edilmemekten çok, kültür mirası gibi hepimizin ortak değeri olan bir konuda basın iletişiminin içinde yapmış olduğumuz onca makale ve iyileştirme öneri taleplerimizin görülmemiş olduğunun sebebini merak ediyorum.
Belki de bu soruların cevabı oldukça basittir. O halde öğrenelim.

TARİHİ KORUMAK, SADECE DUVARLARI KORUMAK DEĞİLDİR

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin hikâyesi aslında Türkiye’nin müzecilik serüveninin de hikâyesidir. Geçmişten bugüne uzanan yaklaşık 135 yıllık bir mirasın içindeyiz.
Bugün yapılan ise bu mirası çağdaş müzecilik anlayışıyla geleceğe taşımaya yönelik uzun soluklu bir çalışma.
2011’de başlayan süreç, 2017’de yeni bir aşamaya geçti.
2021’de Klasik Müze Binası yeniden ziyaretçileriyle buluştu.
2023’te Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk’ü kapsayan üçüncü etap başladı.
2026’da ise Gülhane Meydanı’ndan müze avlusuna, Eski Şark Eserleri Müzesi’nden Çinili Köşk’e kadar uzanan dönüşümün yeni sonuçları ortaya çıktı.
Şimdi bize düşen, bu eserleri yalnızca seyretmek değil; çocuklarımıza, gençlerimize ve gelecek kuşaklara aktarabilmek. Ana akım medya sadece haber yapar ancak biz mütefekkirlerin bir görevi de çözüme yönelik önerileri ortaya çıkarmaktır. Dolayısıyla geniş kitlelere ulaşan haberlerin okunması pek tabii ki önemliyse bu süreci gözlemlemek, tahlil etmek, yeni projeler için teşvik etmek de bizim görevimizdir.
Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca bugün ürettiği değerlerde değil, dünden kendisine ulaşan mirası yarına taşıyabilme becerisinde de saklıdır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde yaklaşık 15 yıldır devam eden dönüşümün gerçek anlamı da tam burada yatıyor. Tarih yeniden sergilenmiyor yalnızca; tarih, yeni bir anlatımla geleceğe emanet ediliyor.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri yenileniyor. İyi ki yenileniyor. Tarihi yapılar güçlendiriliyor. Eserler daha çağdaş koşullarda sergileniyor.
Çinili Köşk yeniden hayat buluyor. Eski Şark Eserleri Müzesi ziyaretçileriyle yeniden buluşuyor.
Gülhane Meydanı ile müze arasındaki bağ güçleniyor. Bütün bunlar çok değerli.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin kapısından her geçtiğimde yalnızca geçmişe bakmıyorum. Türkiye’mizin kültür hafızasına bakıyorum.
Şimdi o hafızanın bugünü kadar, onu yıllardır araştıranların da hatırlanması gerektiğini söylüyorum.
Çünkü müzeler eserleri korur.
Gazeteciler ise bazen o eserlerin hikâyesinin unutulmamasını sağlar.

CİHAN FULSER
Danışman, Araştırmacı Yazar, Gazeteci
KAYNAKÇA
1. Anadolu Ajansı — 18 Eylül 2026: “İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde tarihi yapılar kapsamlı restorasyonla yenilendi.” https://v.aa.com.tr/4060919
2. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı / Turkish Museums — İstanbul Arkeoloji Müzesi: Müzenin tarihçesi, üç ana birimi ve yaklaşık 1 milyon eserlik koleksiyonu. (https://turkishmuseums.kprod.kultur.gov.tr/museum/detail/2066-istanbul-arkeoloji-muzeleri/2066/1?ya_src=serp300&utm_ )
3. Anadolu Agency — 18 September 2026: “Istanbul Archaeological Museums renewed after extensive restoration.” (https://www.aa.com.tr/en/culture/istanbul-archaeological-museums-renewed-after-extensive-restoration/4061097?utm_ )
4. Reuters Connect / Anadolu Ajansı görüntüleri: 18 Eylül 2026 tarihli müze görüntüleri ve Bakan Ersoy’un ziyaretine ilişkin görüntü kaydı. (https://www.reutersconnect.com/item/istanbul-archaeological-museums-renewed-after-extensive-restoration/dGFnOnJldXRlcnMuY29tLDIwMjY6bmV3c21sX09XQU5BQ0FBVklERU8yMDI2MDkxODQyNTA0MTcz?utm_ )
5. Kadıköy Belediyesi – Kurumsal Tarihçe: Osman Hamdi Bey’in Kadıköy Belediyesi’nin ilk başkanı olduğuna ilişkin belediyenin kendi kurumsal kaydı. https://kadikoyapi.kadikoy.bel.tr/28d612a883874d09ae6a673f3b4d3e73.pdf https://www.gazetekadikoy.com.tr/gundem/kadiky039n-ilk-sehremini-osman-hamdi-bey-anildi
6. Barın Ajans – Cihan FULSER, “Osman Hamdi Bey: (d.30 Aralık 1842 – ö.24 Şubat 1910)”, 24 Şubat 2025. https://barinajans.com/haber/24_subat_1910_osman_hamdi_beyin_vefatinin_116_yil_donumu-4154
7. Mustafa Cezar, Müzeci ve Ressam Osman Hamdi Bey, 1987. Kadıköy Belediyesi Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi katalog kaydı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ