KOŞAN ÜLKEMİN YORGUN İNSANLARI…
Bazı ülkeler vardır, insanlar orada yaşar.
Bazı ülkeler vardır insanlar orada yetişmeye çalışır.
Bizim ülkenin insanı uzun zamandır yaşıyor gibi yapıp aslında sadece yetişmeye çalışıyor.
Sabah saatin alarmıyla değil, kaygıyla uyanan bir toplum olduk.
Gözümüzü açar açmaz zihnimiz koşmaya başlıyor:
“Yarın ne olacak?”
“Bu ay nasıl bitecek?”
“Bugün nasıl yetişeceğim?”
Bir ülke düşün…
Saatler akmıyor, kovalanıyor.
Yollar uzamıyor, daralıyor.
İnsanlar yürümüyor, birbirini geçmeye çalışıyor.
Trafikte gördüğümüz şey sadece direksiyon başındaki öfke değil.
O, hayatın direksiyonunu kaybetmiş insanların sessiz çığlığı.
Kimse kimseye yol vermiyor, çünkü kimsenin verecek yolu kalmamış.
Asıl mesele ekonomi değil sadece.
Evet, hayat pahalı.
Evet, kazançlar yetmiyor olabilir.
Ama asıl sorun bundan daha derin…
Sorunumuz şu..!
Bizim insanımız “yaşamak” ile “yetebilmek” arasına sıkıştı.
Artık insanlar hayal kurmuyor, hesap yapıyor.
Bir çocuğun gözünde olması gereken ışıltı, anne babanın gözünde kaygıya dönüşüyor. Çünkü bu ülkede bir çocuk doğduğu anda yarışa yazılıyor.
Daha konuşmayı öğrenmeden kıyaslanıyor.
Daha düşmeyi öğrenmeden “kazanmak zorundasın” deniyor.
Oysa çocuk dediğin, koşmadan da var olabilmelidir.
Evet, batılı ülkeler cennet değil.
Onların da derdi var, onların da yükü ağır ama bir farkları var…
Onlar hayatı taşıyor.
Bizler hayatın altında kalıyoruz.
Onlar çalışıyor ama nefes alıyor. Biz nefes alırken bile borçlanıyoruz.
Onlar günü bitiriyor. Biz gün tarafından bitiriliyoruz.
Ve en acısı şu bizler buna alıştırıldık.
Koşmaya alıştık.
Yorulmaya alıştık.
Tükenmeye alıştık.
İşte insanın geldiği en tehlikeli boyutu budur,
yorgunluğunu normal sanması.
Şimdi dur ve bir an düşün…
En son ne zaman gerçekten durdun?
En son ne zaman acele etmeden yürüdün?
En son ne zaman bir çocuğun gözlerine bakıp “yetişmesi gerekmiyor” dedin?
Bu sistem sana şunu fısıldıyor.
“Koşmazsan geride kalırsın.”
Ama kimse şunu söylemiyor:
Koşarken kendini kaybedersen, zaten bitmişsindir.
Burada belki mesele ülke değil.
Belki sadece mesele düzende değil.
Bu ülke insanının problemi şu…
Biz hayatı kaçırdığımızı fark etmiyoruz.
Bir ömür “yetişmeye” çalışıp hiçbir yere varamayan insanlar olduk.
Ve bunun bedelini ne para ödüyor, ne zaman…
En ağır bedeli, yaşanamamış hayatlar ödüyor.
Şunu unutmayın…
Hayat seni kovalamıyor, sen hayatı yanlış yerden yakalamaya çalışıyorsun.
Ve bazen en büyük cesaret…
Koşmayı bırakıp hayal kurmaktır.