YARGILAMADAN ÖNCE KENDİNE BAKMAK.
İnsan ilişkilerinde en kolay davranışlardan biri eleştirmektir; en zor olan ise kendine bakabilmektir. Çünkü insan kendi içine yöneldiğinde, başkalarında gördüğü kusurların benzerlerinin kendi içinde de bulunduğunu fark etme riskiyle karşılaşır. Bu yüzden bazıları için dışarıyı yargılamak, içeriyi sorgulamaktan daha güvenli bir alan haline gelir.
Oysa sürekli eleştiri hâli, çoğu zaman bir “doğruluk arayışı” değil, bir tür iç huzursuzluğun dışa vurumudur. Kendi hayatında çözülememiş düğümler olan bir insan, başkasının hayatındaki düzensizliği daha hızlı fark eder. Ama bu fark ediş, her zaman sağlıklı bir fark ediş değildir; çoğu zaman eksikliği düzeltmek için değil, bir üstünlük hissi üretmek için kullanılır. Böyle olunca eleştiri, yapıcı bir araç olmaktan çıkar, bir savunma mekanizmasına dönüşür.
İnsan, karşısındaki kişinin yaşadıklarını bilmeden hüküm verdiğinde aslında sadece kendi dar penceresinden konuşur. Her hayatın görünmeyen yükleri, her davranışın arkasında bilinmeyen sebepleri vardır. Bir insanın sabırsızlığı, başka birinin uzun süren mücadelelerinin sonucu olabilir; bir başkasının sessizliği, derin bir yorgunluğun işareti olabilir. Bunları bilmeden kurulan cümleler, gerçeği değil yalnızca varsayımları taşır.
Kendini sürekli haklı görme hali de benzer bir daralmanın ürünüdür. Haklı olmak çoğu zaman bir güç hissi verir; fakat sürekli haklı kalma isteği, insanı öğrenmekten uzaklaştırır. Çünkü öğrenme, “belki ben yanılıyorum” ihtimaline kapı aralamayı gerektirir. O kapı kapalı olduğunda, insan sadece kendi tekrarını yaşar.
Asıl olgunluk ise eleştiriyi tamamen bırakmak değil, önce kendine yöneltebilmektir. Kendi kusurlarını görmek, başkasını görmezden gelmek değildir; tam tersine daha adil bir bakış açısının başlangıcıdır. İnsan kendi iç dünyasını onarmaya başladıkça, başkalarının kusurlarını yargılamak yerine anlamaya daha çok yaklaşır.
Belki de en büyük eksiklik, eksiklik arama alışkanlığının kendisidir. Çünkü insan sürekli başkasında bir hata ararken, kendi gelişim ihtimalini erteler. Oysa hayat, başkalarını düzeltmekten çok kendini dönüştürme alanıdır. Ve bu dönüşüm başladığında, eleştirinin tonu da değişir: Yıkıcı olmaktan çıkar, düşündüren ve yol gösteren bir şeye dönüşür.
Sonuçta insan, başkalarını ne kadar yüksek sesle eleştirirse eleştirsin, kendi içindeki sessiz soruları görmezden geldikçe tamamlanmış sayılmaz. Gerçek bütünlük, başkasını yargılamayı azaltıp kendini anlamayı artırdıkça ortaya çıkar.