On Kurşun ve Bir Vicdan Borcu: Burçin Sevgi Telli İçin Adalet Hâlâ Bekliyor

Özge DEMİR

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Bir kadının adı artık yalnızca haber başlıklarında değil, adli sicil kayıtlarında, otopsi raporlarında ve vicdanlarımızın en derin yaralarında geçiyorsa, o toplumun alarm zilleri çoktan çalmaya başlamıştır. Burçin Sevgi Telli’nin adı, 15 Ekim 2024’te Kastamonu’da, polis memuru eşi tarafından beylik tabancasıyla vurularak sonlandırılan 24 yıllık bir hayatın simgesi haline geldi. Geride iki yaşında bir kız çocuğu, yıkılmış bir aile ve “bir kadın daha” cümlesinin ağırlığı kaldı.

Bu olay, münferit bir öfke patlaması değil; yıllardır biriken, görmezden gelinen, “aile içi mesele” diye küçümsenen bir şiddetin en çıplak hali. Boşanma aşamasında olan bir kadının, evinde, devletin kendisine güvenlik için verdiği silahla katledilmesi; ironinin ötesinde, sistematik bir başarısızlığın resmidir. Şiddet döngüsü, tehditler, şikâyetler, barışmalar, tekrar şiddet… Ve en sonunda on kurşun. Bu döngüde herkesin payı var: Ciddiye alınmayan ihbarlar, etkin işletilmeyen koruma kararları, cezasızlık algısını besleyen indirim tartışmaları, hatta “haksız tahrik” gibi kavramların hâlâ masaya yatırılabilmesi.

Mahkeme Ender Telli’ye ağırlaştırılmış müebbet verdi; istinaf onadı. Ancak Yargıtay aşamasında başsavcılığın bozma talebiyle yeniden “tahrik” tartışması açılması, tam da bu yarayı kanatıyor. Aile “karar onansın” diyor, çünkü onlar için adaletin terazisi zaten çoktan şaştı. Bir polisin beylik silahıyla eşini öldürmesi, sadece bireysel bir suç değil; devletin silah verdiği kişinin, o silahı en yakınındaki kadına doğrultmasıdır. Bu, güven duygusunu kökünden sarsar.

REKLAM ALANI

Kadın cinayetleri artık istatistik olmaktan çıktı; her biri bir çığlık, her biri “neden önlenemedi?” sorusunun yankısı. Burçin Sevgi Telli’nin hayatı, belki de defalarca şikâyet ettiği, defalarca darp edildiği, defalarca “barışalım” denilen bir kısır döngünün kurbanı oldu. O döngüyü kırmak için 6284 sayılı Kanun’un kâğıt üzerinde değil, sahada uygulanması; uzaklaştırma kararlarının gerçekten uzaklaştırması; tehditlerin ciddiye alınması; kolluk ve yargının “aile meselesi” refleksinden vazgeçmesi gerekiyor.

Bu yazı bir ağıt değil, bir uyarıdır.

Her “bir kadın daha” dediğimizde, toplumun vicdanı biraz daha törpüleniyor. Burçin’in küçük kızı büyüdüğünde babasının mesleğini duyduğunda ne hissedecek? Devletin silahının annesini aldığını öğrendiğinde ne düşünecek? Bu soruların cevabı, bugünden verilmeli.

Artık susmak yok.

Adaletin sadece sanığın mahkûmiyetiyle değil, sistemin kendini sorgulamasıyla tecelli etmesi lazım. Burçin Sevgi Telli’nin adı bir istatistik satırında değil; kadınların yaşam hakkını savunan bir mücadele bayrağında dalgalanmalı.

Ve lütfen, bir daha “bir kadın daha” cümlesini kurmayalım. Çünkü o “daha”, bir başkasının adı olmaktan çoktan çıktı; o artık hepimizin ortak vicdan borcudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ