“Hain” Diye Bağıranın Aynasında Kendi Yüzü

Tarık ŞEKER

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Bugün Çağlayan Adliyesi önünde bir sahne yaşandı: Kılıçdaroğlu ve ekibi, gözaltına alınan bir isme destek için adliyeye gittiğinde karşılarına dikilen bir grup, “Hain” diye bağırdı. Kılıçdaroğlu’nun ekibinden iki isim ise kendilerine tepki gösterenlere, “Neden bağırıyorsunuz? Yazık size.” diyerek karşılık verdi.

Bu sahne yeni değil. Daha birkaç hafta önce TBMM’nin koridorlarında, mahkemenin mutlak butlan kararıyla genel başkanlığa hukuken geri dönen Kılıçdaroğlu’na, Özel cephesine mensup milletvekilleri ve partililer, Meclis çatısı altında “Hain Kemal” diye seslendi.

Şimdi soralım: Kim kimin haini?

Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kabul ettiği iddianame ortada duruyor. 38. Olağan Kurultay’da bir kısım delegeye para verildiği, belediye başkanlığı ve meclis üyeliği vaatleri sunulduğu, delege yakınlarına iş ve alışveriş kartı dağıtıldığı, oyların fotoğraflanıp kontrol edildiği, birinci tur sonrası ikinci tura geçişin geciktirilerek Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekildiği yönünde gerçeğe aykırı açıklamalar yapıldığı iddianamede yazıyor. Bu iddianamede sanıklar arasında İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da bulunuyor.

Yani ortada sadece bir “iddia” değil, mahkemenin kabul ettiği bir suç isnadı var: Delege iradesinin fesada uğratılması, kurultayın hile ile çalınması.

İşte tam burada devreye Goebbels’in o klasik dersi giriyor: Büyük yalanı öyle yüksek sesle, öyle ısrarla haykır ki gerçek suçun failiyle mağduru yer değiştirsin. Kurultayı hileyle çalan, delegeyi parayla satın alan, o günün genel başkanını sahte açıklamalarla adaylıktan düşüren kadro, bugün mikrofonun karşısına geçip “Hain Kemal” diye bağırıyor. Kendi işledikleri fesadı kurbanın alnına yapıştırıyorlar. Bu tesadüf değil, yöntemdir.

Suçu ne kadar büyükse, suçlamayı o kadar gürültülü ve o kadar tersten atarsın; kalabalık suçluyu değil, bağıranı dinler.

Ama mesele salon akustiğiyle sınırlı değil. Bir siyasi hareketin ahlaki iflası, tam da suçunu örtmek için başkasına suç isnat etme cüretinde görünür. Hakkında delege rüşveti iddianamesi kabul edilmiş bir kadronun, hakkında hiçbir yolsuzluk isnadı bulunmayan ve mahkeme kararıyla görevine iade edilen bir ismi “hainlikle” damgalaması, siyasi ahlakın son sınırının da aşıldığının ilanıdır.

Çünkü gerçek hainlik, bir partiyi mahkeme salonlarına, adliye önlerine ve Meclis kürsüsünde yükselen “hain” naralarına taşımak değil midir? Gerçek hainlik, delegenin iradesini parayla ve tehditle satın almak değil midir?

Sorunun cevabı, sorulduğu her yerde aynıdır: Hainler, hain olduklarını bile bile başkasına hain dedirtiyorsa, Goebbels amcalarından iyi eğitim almışlar demektir. Eğer bu yalanın ortaklarını çoğaltmışlarsa, Goebbels amcalarını da aşmışlardır. Çünkü Goebbels’in yalanı, bir devlet aygıtının bütün gücüyle söylenirdi; bunlarınki ise çökmüş bir meşruiyetin enkazından, sadece bağırarak ayakta durma çabasıdır. Bu da tabloyu daha da acınası hâle getiriyor.

CHP tabanı, kurultay salonunda kimin parayla oy topladığını, Meclis kürsüsünde kimin “hain” diye bağırdığını, adliye önünde kimin bir isme destek verirken hedef gösterildiğini görüyor. Tarih, bağıranı değil, hakikatin sessiz gücünü yazacaktır.

Baki Düzgün
Hak-Der Genel Başkanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ