“Sekiz Fidanın Ardından”
Bazen bir haber düşer yüreğe… Sadece kulaktan kulağa yayılan bir bilgi değildir o; bir annenin çığlığı, bir babanın suskunluğu, yarım kalmış hayallerin sessizliğidir. Maraş’tan gelen o acı haber de işte tam böyleydi… Sekiz genç fidan, daha hayatın baharında, umutlarının en taze yerinde koparıldı hayattan.
Onlar belki sabah okula giderken sıradan bir gün sanmışlardı. Defterlerini alıp hayallerini sırt çantalarına koymuşlardı. Kim bilir, içlerinden biri büyüyünce öğretmen olacaktı, biri doktor, biri sadece mutlu bir insan… Ama hayat, bazen en acı yüzünü en masumlara gösteriyor.
Sekiz öğrenci… Sekiz ayrı dünya… Sekiz ayrı umut… Şimdi hepsi birer hatıra. Sınıflarında boş kalan sıralar, yarım kalan cümleler, tamamlanamayan hayaller… Onların yokluğu sadece ailelerini değil, aslında hepimizi eksiltti. Çünkü bir çocuk gittiğinde, bir toplumdan bir parça kopar.
Acının en ağır hali, söylenemeyen sözlerde saklıdır. Şimdi annelerinin dudaklarında yarım kalan “dikkatli ol” nasihatleri, babalarının içinden atamadığı bir “keşke”… Kardeşlerinin oyunlarına düşen sessizlik… Hepsi birer yara artık.
Ama bu acı sadece ağlanıp geçilecek bir acı değil. Bu, hatırlanması gereken bir sorumluluk. Çocuklarımızı koruyamadığımız her an, aslında geleceğimizi de koruyamıyoruz. Onların güven içinde büyümesi gerekirken, korkularla anılması kabul edilecek bir şey değil.
Belki de en çok bu yüzden ağır bu kayıp… Çünkü onlar suçsuzdu. Çünkü onlar sadece çocuktu.
Şimdi geriye kalan tek şey dua…
Rahmet dilemek, unutmamaya söz vermek…
Ve bir daha böyle acıların yaşanmaması için daha dikkatli, daha duyarlı olmak…
Sekiz fidan toprağa düştü belki…
Ama umarım bu acı, yüreklerimizde merhameti büyütür.
Çünkü bazı kayıplar, sadece kayıp değildir…
Bize insan olmayı yeniden hatırlatan birer sarsıntıdır.
Allah hepsine rahmet eylesin… Mekânları cennet olsun.