VATANDAŞA GELİNCE, KURTLU ELMA ŞEKERİ…!
Elma şekerini yersin, sapı elinde kalır. Saray’ın , asgari ücret , emekli maaşları olarak yaptığı son kurtlu elma şekeri hamleleri ne sonuç doğurur? Olsa olsa çok büyük bir hezimet yerine belki sandıkta biraz daha çok farkla yenilgi ihtimali doğurur. Tabiki bunlar normal bir seçim ortamın da olası bir tahminle yürüttüğüm analiz..
Çünkü karşımızda yenilgiyi kabul etmeyecek, yenilse bile “yenilmedim” diye iktidara dört elle sarılacak bir zümre var. Üstelik bu şekilde hâlâ işbaşında kalırlarsa ve toplumda gereken tepki olmazsa, hakikaten “kazanmış” da sayılırlar. Eskiden Saraylılara bakıp “amma da pişkinler” derdik. Ne kadar eleştirirsen eleştir, yalanlarını istediğin kadar yüzlerine vur, pişmiş kelle gibi sırıtırlar ve yüzsüzce savuştururlardı.
Bir de çok gariptir ki bir ılımlı islam ideolojisi ve ABD ‘nin Ortadoğu memuru barrack tarafından sunulan osmanlıya dönüş senaryoları cabası. Ilımlı derlerken de aslında ve sadece katı halde meydana gelen bir ılımlılaşmadan, yumuşamadan söz edilebilirdi. Özü itibarıyla “katı” siyasi İslam, kabına sığabilmek uğruna yumuşatılmış ve bu yüzden ABD tarafından “ılımlı” sayılabilmişti.
Elma şekeri kime sunulmuştu? Tabiki yoksul halka , işsiz gence, mutfakta ki kadınlara,Ve böylece giderek yoksullaşan halkın en dinamik ve belirleyici kesimini gençler ve kadınlar oluşturuyor.
Bilinir ki “halkımız” hem mecburiyetten sağcılık hem kendiliğinden solculuk özelliğine sahiptir. Yıllardır dayatılan sağcılık ekolü, coğrafyanın bir kaderi olarak nitelenmeye çalışılmıştır.Çünkü kaderciliğin bir inanç olarak görülmeside bu sağcılaştırmanın çabasız bir ünvanı verilmiş gibidir. Ama öte yanda halk saflarında bir de “kendiliğinden solculuk” vardır ki bu da şaşırtıcı değildir, çünkü insanlar “bilinçsiz” olsalar da hiç olmazsa kör değildirler.Kör gözleri açmanın kavgası diyorum ki evet, Yoksulluğun kader olmadığı bilincini taşıyan solcu gerçekçiliğin kendisidir.
Şimdi elma şekerini verdikten sonra asrın liderinin korosu , biraz da SABIR demezler mi? akıl oyunu burda başlıyor .Niçin sabır edilir bunu bilende yok sanırım, dinsel açıdan bakıldığında nefs değerli kılınır.İnsanın içinden geçtikleriyle yaşadıkları arasındaki sınırıda belirler, istediğini alamıyacaksan düşünme çünkü düşününde sabır takvasını sürekli kullan emridir O.
Toplumsal düşünün geleneksel tarafı, sabır siyasetine dair ön görüleri iyi kullanan stratejileri belirlemektir.O halk ki verilenle yetinmeyip kendi hakkını kopararak alırsa, işte o zaman hakikaten “halk” olacak, yani kendisini yeniden yaratmış olacaktır.Sapı elinde kalmış bir yurttaş için sorgusu daha fazla yöntem olmalı .Bu solcu gerçeklikle toparlanacağı “mevcut kitlesinin” paylaşılması değildir, solun her kesiminin eşitlik ve özgürlük taleplerini çoğaltmasıdır. Halk saflarındaki kendiliğinden solculuk ancak böyle çok yönlü çabalarla örgütlenebilir ve seferber edilebilir.
AKP tarafından verilen kurtlu elma şekeri, bir kader olarak görülemez. Zira kader diye diye maruz kaldığımız her tür felakete yol açanlar, yolsuzlukları ve sahtekârlıkları yapanlar ile bunları teşvik edenlerin, destekleyenlerin pek farklı tıynette olmaması gerektir. Ölen madencilere komikçe’’ kader planı’’ üzerinden yorum yapacaksın, depremlerde’’ kader ortaklığı’’ ifadelerini kullanıp sorumluluktan kurtulacaksın öyle mi? O konudaki safsatalarını sadece kargaların kahkahayla dinlemesi ise hayatın bir hakikatidir.
Palavra atıyorlar. Ama kimsenin inanmayacağını biliyorlar. Vaat ediyorlar. Ama kimsenin kulak asmayacağını biliyorlar. İftira atıyorlar, hakaret ediyorlar, küfür ediyorlar. Ama kimse yine umursamıyor, sallamıyor. Sıralamama gerek yok, çünkü her gün bir yenisini ekliyorlar.Yaşama hakkı insanın anayasal bir hakkıdır.Yoksulluk sınırını 93 bin tl olarak kamuya servis edilip, bir asgari ücretliye 28 bin , emekliye 20 bin vererek nasıl bir yaşam hakkı savunulacak diye sorduğumuz da, kader ,alın yazısı diyecek kadar tiksinti vericiler.
Gülmek bir eylem , sırıtmak farklı bir duruş ,ikisini aynı yere koymak güç.Yine de gülümseyin derim .Gülüsemek bir tanım olacak onlara çünkü.Daha fazla hata yapacaklar, zorlanacaklar siz güldükçe. Neden böyle yapıyorlar? Çünkü yapacak başka işleri kalmadı, vakit dolduruyorlar. Ya tutarsa, ya inanan çıkarsa diye düşünüyor olabilirler ama bu da fazla iyimserlik sayılmalı.
Yoksulun mutfaktaki kazanı kaynamıyor çünkü kazanamıyor. Çözümü zor çünkü kazan hep çok kazananlar için kaynıyor.2026 tüm yılların en zorlu yılı gibi geçeceği aşikar artık.Başta CHP olmak üzerei, tüm demokratik bileşen yapı ,bu yoksuluğun kirli iktadrını indirebilmek için daha ilerici proğram ve halkın istemlerinin pratik karşılığının söylemlerini ortaklaşa kılmalıdır. Yoksulun kazanının kaynaması için “tüm temel gıda maddelerini vergi dışı tutacağız” demelidir. Hakkını arayan emekçilerin örgütlenmesinin ve grev hakkının önündeki tüm engelleri kaldıracağız, kıdem tazminatı gaspına son vereceğiz, sadaka değil mesela “yurttaşlık geliri” uygulamasıyla tüm yoksul yurttaşların artık açlık çekmeyeceği çareler bulacağız demek zor olmamalıdır. Eğitim ve sağlık gibi yaşamsal hizmetler kesinlikle parasız olacak deyince. Tarım politikalarında vahşi kapitalizmin çıkarları yerine halkın sağlıklı ve ucuz gıdaya ulaşabilmesi için kooperatifçilik, küçük üreticilerin desteklenmesi gibi acil çözümleri devreye sokacağınızı söyleseniz, kararsız köylü seçmen kararını verir, kader olmaktan çıkar..
Emekliye ek zam yok. Demek ki baskın seçim de yok diyebiliriz. Demek ki asgari ücret şeyinden sonra şapkada tavşan kalmamış. Şimdilerde EYT sonrası bütçeninm delinmesini muhalafeti suçlayan iktidar,baskın seçim yok dedim ama! ‘’vatandaşlık ücreti ‘’ diye yeni bir seçim vaadini sunmakta acabamı demek yerinde .Bu ortaklık oyunlarına karşın , dikkatli davranarak söylemlerin içeriğine anlam katarak bir muhalefet cephesi oluşturmaktır.
Sadece ve sadece yoksulun kazanının kaynaması için böyle bir yola girdiğimizde bir “kazana kazana” siyasetimiz olabilir..