TEFECİ BEZİRGAN VURGUN…!
Tefeci-Bezirgânlık Antika bir Sınıf. Altı yedi bin yıldan beri bu topraklara kök salmış. Sömürgen bir sınıftır. Hiçbir şekilde üretim sürecinde yer almaz. Ali’nin külahını Veli’ye giydirerek, hiç üretmeden, havadan gelir elde eder. İrticanın temel dayanağı ekonomik sınıf Tefeci-Bezirgânlıktır. Dini pek ustalıkla silah olarak kullanır. Bu yüzden, din kutsal silahıyla, kitleleri Allah ile aldatarak sömürüsünü sürdürür.
Dini kullanır ama dinin gereklerine uymaz. Dince faiz yasaktır ama faizi en acımasızca kullanır. Bunun için faiz sömürüsünü kitaba uydurması gerekir. Sonuçta kitabı tahrif eder. İşine göre yorumlar yapar.
Tefeci-Bezirgân Sınıfı, 1950’den beri iktidarda. Finans Kapital-Tefeci-Bezirgân ortaklığı olarak… Finans-Kapitalin Anadolu’da hem siyasi, hem ekonomik ayaklarını oluşturur. Tefeci-Bezirgân Sınıf, yaklaşık 20 yıldan beri partisi AKP ile Türkiye’yi yönetiyor. Özellikle faiz oyunlarını pek iyi becerir, pek iyi oynar. Bu sınıfın binlerce yılın deneyimiyle belki de en iyi bildiği iştir faiz oyunları…
Dinci AKP iktidarı, önce “Özelleştirme” diyerek elde ne varsa haraç mezat sattı.
Cumhuriyet’in 90-100 yılda halkın alınteriyle ürettiği hemen tüm üretim araçlarını okuttu, yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekti. Şeker fabrikaları, Tekel fabrikaları, SEKA, enerji santralleri, limanlar, madenler, Sümerbank ve Etibank tesisleri… Tek tek sayacak olsak buraya sığdıramayız. Ülkenin gelir getiren, üretim yapan tüm kuruluşları elden çıkarıldı, kapatıldı, üretimden koparıldı, arazileri satıldı.
Sadece dini siyasete alet etmenin modası geçti, şimdikiler siyaseti de dine alet ediyor. Dini siyasete alet et. Siyasetin güçlensin. Din sayesinde güçlenen siyasetini dine alet et. Siyasi İslam güçlensin. Güçlenen siyasi İslam’ı iktidarına alet et ve bu sarmal devam etsin…
Diğer bir çakallık yaklaşık 20 yıllık iktidarı süresince “sıcak para’yı yurt dışından yurt içine çekmekti.
Dünyada zaten bir dolar bolluğu vardı. Amerikan ekonomisi sıkıştıkça, Amerikan Emperyalizmi dolar basıyor, böylece hem ekonomisinin çarklarını döndürüyor, hem dünya çapında dış ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yürüdüğünden, ekonomik bunalımın yükünü dünya halklarının sırtına yıkıyordu.
Siyasetleri dinin, din siyasetlerinin hizmetinde… Diyanet İşleri Başkanı siyasette en önemli figürlerden birisi. Yargıda dini içtihatlar ve kavramlar gırla gidiyor.
ABD tarafından karşılıksız basılan dolarlar yüksek faiz karşılığı ülkeye “sıcak para” olarak çekiliyordu. Böylece Tayyipgil belki günü kurtarıyor ama halkımız bu yüksek faizi ödemek zorunda kalıyordu. Din Bezirgânlarının ülkeye dolar sokma yollarından birisi de kirli bir iştir, kara para aklama işidir. Reza Zarrab olayını biliyoruz. Tüm kirli paranın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden döndürüldüğünü çeteler savaşından biliyoruz.
Din Bezirgânları neredeyse 20 yıla yakın bu politikayı sürdürdüler. Ne var ki, elde satılacak kaynaklar azaldı. Sıcak para girişi için daha fazla faiz gerekiyordu. Reza’nın yakalanmasıyla kara para girişi de azaldı.
Siyasi İslam’a paralel bir iktisadi İslam da gelişiyor, vahşi kapitalizmin bir versiyonu olarak…Yani önce kapitalizmle helalleşiyorlar. Çünkü onların asıl dinleri paradır, para! Para dinine, vahşi kapitalizme uygun siyaset peşindeler.
İşte bu noktada Din Bezirgânları Merkez Bankası kaynaklarını tükettiler. Dolar darlığı ortaya çıkınca bunu gizlemek için Merkez Bankası kasalarındaki dolarları sattılar. Büyük miktarda milyar dolar böyle buharlaştı.
Bunu çarpanlar da büyük Din Bezirgânlarıdır. Bu da durumu kurtarmayınca, bu kez swap anlaşması denilen yollara başvurdular. Başka ülkelerden dolar alarak güya karşılık olarak Türk Lirası verdiler. Ama değeri düşmekte olan TL’yi elin adamı ne yapsın? Tank-Palet fabrikası, İstanbul Borsası, Kanal İstanbul çevresindeki araziler, Varlık Fonu kapsamındaki zenginlikler ve potansiyel olarak Aselsan, Havelsan, Roketsan gibi kuruluşların Arap sermayesine peşkeşi gündeme geldi.
En sık duyduğumuz şey “Onların doları varsa bizim Allah’ımız var” cümlesidir. Faiz konusunda “bu konuda Nas ortada. Nas ortada olduğuna göre sana, bana ne oluyor…Yaşadığımız coğrafyada faiz ve tefecilik hep vardı ve hatta 1960’lara kadar toprak ağaları yanı sıra “tefeci bezirgân” denilen bir zümre de hâkim sınıflar ittifakının bir parçasıydı. Faiz din açısından “haram” görülse bile yüzyıllardır hep kılıfına uydurulmuştu.
Faiz düşürme sadece bir oyundu.
Gerekçe Nas !! Böylece dini bütün kesime de “bak, biz dinin gereklerini uyguluyoruz” diyorlardı. Gerçekte faiz almış başını gitmiş. Ve sanayici yakınıyor: Bu faizle yatırım olmaz diye bağırıyor. Büyük kandırmaca değil mi? Demek ki, Din Bezirgânlarının Nas’ a sığınmaları da çare değildir.
Dünya Bankası, geçen yıllar da dünyada kamu-özel işbirliği kapsamında en fazla kamu ihalesi alan 10 firmayı saydı. Bu firmalardan beşi Türkiye’den. Tabiî içlerinde milleti sinkaf eden Cengiz de var: Kalyon, Kolin, Cengiz, Erg, Rönesans. Ayrıca, suyun başındakiler.
Ekonomi bu durumdayken amaçlanan böyle garantili yüksek faiz getirerek yeniden sıcak parayı çekmek. Bir yandan da küçük tasarruf sahibinin kalan birikimlerini söğüşlemek. Tabiî, sıcak paranın faizi halkımızın sırtından çıkarılacak. Hadi doların yükselişini bir süreliğine yavaşlattılar diyelim, pahalılık ne olacak, denilecek. Bunu da adı konulmamış…
Son icatları da ayrı bir alem. Meğer Türkiye Çin gibi malı ucuza üretip bunu Avrupa’ya satarak, bu üretimden dolar girdisi sağlayabilecekmiş.
Yani memleketi “dış güçler” kurtaracakmış! Tek çareleri ucuz emekle ucuz mal satabilmek.
Ama nafile… Çünkü sorunun çözümü üretim artışıyla sağlanır. Bunlarsa Türkiye’nin tüm üretim gücünü bitirdiler. Ekonominin çarkını el parasıyla çeviriyorlar. Merkez Bankasının ihtiyaç akçası bile elden çıkarıldı..
Solculuk her daim güzeldir. tefeci bezirgânlık ancak solculukla alt edilebilir.
Bülent ORTAÇGİLİN sözleriyle.. Olmalı mı olmamalı mı, Yoksa hiç değişmemeli mi, Ama ben değişmezsem, Ben olamam ki..