(SREBRENİTSA İLE, ATLILAR VE MURATAĞA’NIN BENZEŞLİĞİ: AVRUPANIN RUM VAHŞETİYLE YÜZLEŞMEME ÇABALARI) Bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar, hatta yüzyıllar geçse bile kapanmaz. Çünkü tarih yalnızca arşivlerde duran belgelerden ibaret değildir. Toprağın altında kalan kemikler, bulunamayan mezarlar, kimliği yıllar sonra belirlenen çocuklar, bir annenin hiç dönemeyen evladı ve adı bir türlü resmi kayıtlara giremeyen insanlar da tarihin kendisidir. Kıbrıs’ın Muratağa’sı, Sandallar’ı, Atlılar’ı ve Taşkent’i tam da böyle bir hafızanın adresidir. 18 Eylül 2026’da Atlılar Şehitliği’nde düzenlenen devlet töreni bunun en çarpıcı örneklerinden birini yeniden önümüze koydu. Kayıp Şahıslar Komitesi’nin kazıları ve kimliklendirme çalışmaları sonucunda 15 Kıbrıslı Türk’ün kimliği belirlendi ve cenazeleri 52 yıl sonra toprağa verildi. Aralarında henüz 40 günlük olan Seldem Ali Osman ile 16 aylık Betül Arnavut da vardı. Aynı gün Muratağa-Sandallar ve Atlılar’da hayatını kaybeden Kıbrıslı Türklerin hatırasını yaşatacak Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitler Müzesi de açıldı. Bir çocuğun kimliği 52 yıl sonra bulunabiliyorsa, insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Hâlâ toprağın altında kimliğini ve akıbetini bekleyen kaç insanımız var? Ve daha büyük soru: Biz bugün Kıbrıs’ta yalnızca 1974’ü mü konuşuyoruz, yoksa yüzyıllara yayılan bir sistematik vahşet hafızasının çaresizce hesabını mı tutmaya çalışıyoruz? 7 BİN KİŞİLİK KAYIP HALKASI Kıbrıs meselesini yalnızca 1974’ten başlatmak, tarihin büyük bir bölümünü dışarıda bırakmaktır. Burada özellikle altını çizmek gerekiyor: 7 bin rakamını bugün tek bir resmi arşivin doğruladığı, üzerinde herkesin uzlaştığı kesin bir sayı olarak sunmuyorum. Tam tersine, araştırılması gereken büyük bir tarihsel iddia olarak ele alıyorum. Çünkü özellikle eski dönemlere ilişkin kayıtların parçalı olması gerçek kaybın tamamını ortaya çıkarmayı güçleştiriyor. Bugün Kayıp Şahıslar Komitesi’nin üzerinde mutabık kalınmış kayıp şahıslar listesinde 2.002 kayıp kişi bulunuyor. Komite’nin görev alanı 1963-64 ve 1974 olaylarıyla bunların arasındaki dönemi kapsıyor. Üstelik Komite, kişinin nasıl öldüğüne veya ölümünden kimin sorumlu olduğuna hükmetmiyor. Bu husus zati Kıbrıs tarihinin bütün dönemlerine ait bir ölüm bilançosu değildir....