Rahmetin ve Derinliğin Ayı
Meryem Bayrak Bulut
Peygamber Efendimiz için oruç, yalnızca bedensel bir açlık değil, ruhun terbiye edilmesiydi. Dilini kötü sözden, kalbini kırıcı düşüncelerden, nefsini taşkınlıktan korurdu. “Oruç bir kalkandır” buyurarak, orucun insanı günahlara karşı muhafaza eden bir siper olduğunu öğretirdi. Gündüzleri sade bir hayat sürer; eline geçenle yetinir, çoğu zaman iftarını birkaç hurma ve su ile açardı. Sofrası mütevazıydı; fakat gönlü cömertti.
O’nun Ramazanı’nda sabır, şükürle iç içeydi. Açlık, onu şikâyete değil, hamde götürürdü. İftar vakti geldiğinde yüzünde beliren huzur, yalnızca yemeğe kavuşmanın değil; Rabbine kulluğunu yerine getirmenin sevinciydi. Bu hâl, ümmetine sabrın lezzetini öğretirdi.
Kur’ân ile Hemhâl Oluş
Ramazan, Kur’ân ayıdır. Çünkü Kur’ân bu ayda inmeye başlamıştır. Peygamber Efendimiz Ramazan geldiğinde Kur’ân ile daha çok meşgul olurdu. Rivayetlere göre her Ramazan ayında vahiy meleği Cebrâil ile karşılıklı Kur’ân okur, o ana kadar inen ayetleri müzakere ederdi. Bu hâl, Kur’ân’ın yalnızca okunacak değil; anlaşılacak ve yaşanacak bir kitap olduğunu gösterirdi.
Onun dilinden dökülen ayetler, sahabenin kalbinde bir nur olurdu. Ramazan gecelerinde uzun uzun Kur’ân okur, ayetlerin üzerinde düşünür, rahmet ayetlerinde umutlanır; azap ayetlerinde gözleri yaşarırdı. Kur’ân, O’nun hayatında bir rehber değil; adeta hayatın kendisiydi.
Geceyi İhyâ Eden Bir Peygamber
Ramazan geceleri, Peygamber Efendimiz için ayrı bir derinliğe sahipti. Özellikle son on gün geldiğinde ibadete daha fazla ağırlık verir, ailesini de ibadete teşvik ederdi. Bu günlerde dünya meşgalesini azaltır, mescitte itikâfa girerdi. İtikâf, O’nun için Rabbine daha yakın olmanın bir yoluydu; kalabalıklar içinde yalnız kalmak, yalnızlıkta ise Rabbine sığınmaktı.
Geceleri uzun uzun namaz kılar; ayakları şişinceye kadar kıyamda dururdu. Kendisine, “Ey Allah’ın Resûlü! Senin geçmiş ve gelecek günahların affedildiği hâlde niçin bu kadar ibadet ediyorsun?” denildiğinde, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyururdu. İşte O’nun Ramazanı, şükürle yoğrulmuş bir kulluk tablosuydu.
Cömertlikte Esen Bahar Rüzgârı
Peygamber Efendimiz zaten cömertti; fakat Ramazan’da adeta esen bir rahmet rüzgârına dönüşürdü. Elinde ne varsa paylaşır, fakirleri gözetir, yetimleri sevindirirdi. Sahabe, O’nun Ramazan’daki cömertliğini “esen rüzgârdan daha cömert” sözleriyle anlatır. Çünkü O, yalnız malını değil; zamanını, duasını, tebessümünü de infak ederdi.
Ramazan’da yardımlaşma, sadece maddî bir paylaşım değildi. O, insanların gönüllerini onarır, kırık kalpleri tamir ederdi. İhtiyaç sahibini sevindirmenin, Allah katında en kıymetli amellerden biri olduğunu yaşayarak öğretirdi.
Affedicilik ve Merhamet
Ramazan, bağışlanma ayıdır. Peygamber Efendimiz bu ayda affı ve merhameti daha çok tavsiye ederdi. Kin tutmaz, kalp kırmaz, kendisine kötülük edenleri dahi bağışlardı. Mekke’nin fethi Ramazan ayında gerçekleşmiş; en güçlü olduğu anda bile düşmanlarını affetmiştir. Bu hâl, Ramazan ruhunun en somut tecellilerinden biridir: Güçlü iken affedebilmek.
Onun hayatında merhamet, Ramazan’la birlikte daha da belirginleşirdi. Çocuklara şefkat gösterir, ihtiyaç sahiplerini gözetir, ümmeti için dua ederdi. Gecelerinde en çok ümmetinin bağışlanması için niyazda bulunurdu.
Kadir Gecesi’nin İzinde
Ramazan’ın son on günü geldiğinde Peygamber Efendimiz, Kadir Gecesi’ni aramayı tavsiye ederdi. “Bin aydan daha hayırlı” olan bu gecenin kıymetini anlatır, özellikle tek gecelerde ibadete daha çok yönelirdi. Bu arayış, aslında bir bilinç hâliydi: Her geceyi Kadir bilmek, her anı kıymetli görmek…
Yaşanan Bir Ramazan
Peygamber Efendimiz’in Ramazanı, şekilden ibaret değildi; özle doluydu. Oruç sadece mideyi değil, kalbi de terbiye ederdi. Namaz sadece bedenin değil, ruhun da secdesiydi. Yardım sadece maldan değil, sevgiden de verilirdi. Onun Ramazanı’nda gösteriş yoktu; ihlâs vardı. Zorluk yoktu; teslimiyet vardı.
Bugün Ramazan’ı yaşarken O’nun hayatına baktığımızda şunu görürüz: Ramazan, bir ay boyunca süren bir kulluk eğitimi gibidir. Sabretmeyi, şükretmeyi, paylaşmayı, affetmeyi ve en önemlisi Allah’a yaklaşmayı öğretir. Peygamber Efendimiz’in Ramazanı, bizlere bir takvim ayından çok daha fazlasını anlatır. O, Ramazan’ı yaşayan bir Kur’ân’dı.
Ne mutlu O’nun izinden giderek Ramazan’ı yalnızca takvimde değil, kalbinde de yaşayabilene…