Perde Arkasındaki Savaş: Gerçekler ve Yalanlar
Ortadoğu’da patlayan her savaşın önüne bir gerekçe koyarlar.
Kimi zaman “nükleer tehdit” derler, kimi zaman “terörle mücadele”…
Ama gerçek hiçbir zaman manşetlerde yazdığı gibi değildir.
ABD ile İran arasında büyüyen gerilim de aynı senaryonun yeni perdesidir.
Sahne değişir, aktörler değişir ama oyun hep aynıdır:
Kontrol et, yönlendir, hükmet.
Bugün İran’a yöneltilen suçlamaların merkezinde nükleer program var.
Peki gerçekten mesele bu mu?
Eğer mesele nükleer silahsa, neden aynı coğrafyada nükleer güce sahip olanlar sorgulanmaz?
Eğer mesele güvenlikse, neden savaşlar hep petrol yollarının üzerinde çıkar?
Çünkü mesele ne güvenliktir ne de barış.
Mesele, enerjinin ve coğrafyanın kontrolüdür.
Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol, sadece enerji değil; aynı zamanda güç demektir.
O gücü kontrol eden, dünyayı dizayn eder.
İran ise bu oyunda “itaat etmeyen aktör”dür.
Sorun tam da burada başlıyor.
1979’dan bu yana İran, Batı’nın çizdiği sınırların içinde kalmayı reddetti.
Ne askeri üs verdi ne de tam anlamıyla sisteme entegre oldu.
Kendi yolunu çizmek istedi.
Ve bu dünyada bağımsızlık iddiası, çoğu zaman “suç” sayılır.
İsrail faktörünü görmeden bu tabloyu okumak ise eksik olur.
İran’ın bölgedeki etkisi, sadece ABD’yi değil İsrail’i de rahatsız ediyor.
Bu yüzden her kriz, biraz da Tel Aviv’in güvenlik kaygılarıyla şekilleniyor.
Ama işin en karanlık tarafı şu:
Bu savaşlar hiçbir zaman tamamen bitmez.
Çünkü bitmesi istenmez.
Sürekli bir gerilim hali…
Sürekli bir tehdit algısı…
Sürekli bir kriz…
Bu, silah satanın işine gelir.
Bu, enerji piyasasını yönetenin işine gelir.
Bu, bölgeyi dizayn etmek isteyenin işine gelir.
Adına ister “denge” deyin, ister “kaos”…
Ama bu düzen, bilinçli olarak sürdürülür.
Ve her zaman olduğu gibi en ağır bedeli halklar öder.
Ne Washington’daki karar vericiler ölür bu savaşlarda…
Ne de Tahran’daki yöneticiler.
Ölen;
cepheye sürülen gençlerdir,
yoksullaşan halktır,
geleceği çalınan toplumdur.
Bize anlatılan hikâyelerle, gerçekte yaşananlar arasındaki fark işte tam burada başlar.
Çünkü bu bir savaş değil sadece…
Bu, hakikatin üzerini örten büyük bir illüzyondur.
Baki Düzgün
Hak-Der Genel Başkanı