Bir kurultay sadece lider değiştirmez; bazen bir partinin vicdanını da tartışmaya açar.

Prof. Dr. Mahmut YARDIMCIOĞLU

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Siyasette Ahlakın Sessiz Temsilcisi: Kemal Kılıçdaroğlu

 

Bir Kurultayın Ardından Sadakat, Güç ve Siyasetin Vicdanı Üzerine

REKLAM ALANI

Türk siyasetinde gürültü eksik olmaz.
Meydanlar doludur, sözler serttir, ton yüksektir.

Ama bütün bu gürültünün içinde çoğu zaman en önemli mesele gözden kaçar:
Siyasetçinin karakteri.

Kemal Kılıçdaroğlu, uzun kamu hayatı boyunca hakkında kişisel zenginleşme, kamu malına el uzatma ya da şahsi çıkar sağlama yönünde kanıtlanmış bir dosya ile anılmamış bir isimdir. Bu, seçim sonuçlarından bağımsız olarak kayda geçmesi gereken bir gerçektir.

Onu eleştirebilirsiniz. Stratejisini tartışabilirsiniz. Seçim performansını yetersiz bulabilirsiniz.

Ama şahsi ahlakına dair ciddi ve somut bir leke gösteremiyorsanız, orada başka bir tablo vardır.

Bazı siyasetçiler kazanır. Bazıları ise kirlenmeden yürür.

Gürültünün İçindeki Sessizlik

Kılıçdaroğlu yüksek perdeden konuşan bir lider olmadı.
Mikrofonu yumruklayan, kürsüyü titreten bir figür değildi.

Oysa Türkiye’de siyaset, uzun zamandır sesin yüksekliğiyle ölçülüyor.
Hâlbuki devlet ciddiyeti çoğu zaman sessizlikle inşa edilir.

Gerçek güç bazen bağırmamak, gerçek güç bazen imkân varken el uzatmamak,
gerçek güç bazen de kaybetmeyi göze alarak temiz kalmaktır.

Kurultay Tartışmaları ve Kırılma Algısı

CHP’de yaşanan liderlik değişimi yalnızca teknik bir kongre sonucu olarak okunmadı. Sürece ilişkin çeşitli iddialar kamuoyuna yansıdı; delegasyon sistemi ve meşruiyet tartışıldı. Konunun yargıya taşınması, partinin adının alışılmadık biçimde mahkeme salonlarında anılmasına yol açtı.

Bu tablo bazı kesimler tarafından bir “siyasi kırılma” olarak yorumlandı.

Siyaset tarihi, güç devrini çoğu zaman dramatik metaforlarla anlatır.
Julius Caesar’ın Roma Senatosu’nda en yakın gördüğü isimlerden biri olan Marcus Junius Brutus tarafından hançerlenmesi, yalnızca bir suikast değil; sadakat ve iktidar ilişkisine dair sembolik bir kırılmadır.

Bugün yaşananlar elbette bir Roma trajedisi değildir.
Ancak bazı destekçiler, liderlik değişimini bir “yakın çevreden kopuş” metaforu üzerinden okumaktadır.

Özgür Özel ile başlayan yeni dönem bir tercih ortaya koymuştur. Fakat bu tercih, beraberinde bir tartışma mirası da bırakmıştır.

Seçim Kazanmak mı, Karakter Bırakmak mı?

Türk siyasetinde bazı isimler seçim kazanarak bazı isimler ise karakter bırakarak hatırlanır.

Muhsin Yazıcıoğlu bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. İktidar görmedi; fakat “dik duruş” ve “kişisel namus” kavramlarıyla hafızalara kazındı.

Kemal Kılıçdaroğlu belki karizmatik bir meydan lideri değildi.
Ama “temiz siyaset” iddiasını kişisel hayatıyla çelişmeyecek biçimde taşıyabilmiş bir isim olarak kayda geçmiştir.

Seçim kazanmak bir dönemdir. Karakter bırakmak ise zamana dirençtir.

Son Söz: Güç mü, İlke mi?

Bugün Türkiye’de herkes bir tercih yapmak zorunda:

Güç için her yolun meşru sayıldığı bir siyaset mi?
Yoksa kaybetmeyi göze alarak temiz kalmayı seçen bir siyaset mi?

İddialar gelir geçer. Davalar sonuçlanır. Dönemler kapanır.

Ama bir siyasetçinin şahsi sicili kalır.

İktidarlar değişir, kadrolar gelir geçer.

Fakat tarih, gürültüyü değil; karakteri hatırlar.

Gücü seçenler dönemi kazanabilir ama tarihi, her zaman karakteri seçenler yazar.

Siyaset kazanmakla ölçülür; devlet adamlığı kirlenmeden kalabilmekle mümkündür.

Sandık sonucu değişir ama sicil değişmez.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ