AYNILAR AYNI YERDE, AYRILAR AYRI YERDE…

Kürşat Cücük

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Çok uzatmaya gerek yok. Bir gemi var. Evet hepimiz bu geminin içerisindeyiz ve bu geminin batmaması için hepimiz elimizden geleni yapmalıyız vatandaş olarak. Ama bu geminin diyelim ki şu anda su almasına neden olan birileri varsa onlara karşı da yaptıklarının yanlış olduğunu, bunun bir bedelinin olduğu ve bu bedeli onların ödemesi gerektiğini söylememiz lazım.

“Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere” der Mahir Çayan. Çünkü hepimiz aynı gemide değiliz…
Türkiye de iki ana egemen ideoloji var, Kökleri, Ulusal kurtuluş mücadelesinden alan , aydınlanma devrimiyle laik ve bağımsız bir vatan olma , diğeri halen yaratılması istenen bir Osmanlıcı monarşik iktidar özlemi ile siyasi İslamcılar..Ortalarında bunları bağlayıcı olarak ve bazende tarafsız mış gibi görünen Türkçü siyasi yapıdır..
Sosyalist sol içinde ki ayrışmalar üzerine söylenen bu söz, aslında bir reddiye yi kapsıyor .Otoriterliğe sığınmanın verdiği çaresizliğe dair, despotizme eklemlenenden ayrılmak aynı yerde durmanın daha iyidir tanımıdır.

Kitlelerin belleksizlikten kırıldığı, aydınların hiçbir sözünün hesabını vermediği bir çağda, birilerinin geçmişi unutturmaması, bıktırırcasına hatırlatması gerekiyor.

REKLAM ALANI

Kimsenin vermediği iğrenç bir görev bu.
1984 yılı itibariyle başlayan Kürt siyasetinin askeri bir tarz da resmen savaş ilan ettiği cumhuriyet kazanımlarına ve emek sermaye çelişkilerini reddi ile başlayan ve kuyrukçu sol siyasetin tavan yaptığı sürecin 2026 yılı için ne çok değişken bir zemine dönüştüğünü görebiliyoruz. Bu sürecin 1990 yılı neo liberal sistemin dayatıldığı bir dönemde türeyen ikinci cumhuriyetçiler, yetmez ama evet çi kimliklerin mantar gibi her yerde boy gösterdikleri dönem..
İkinci Cumhuriyet kavramı, her ne kadar 1950’den itibaren birkaç köşe yazısında kullanılsa da, asıl olarak Türkiye’nin gündemine 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinden sonra girmiş ve bu 1990 lara kadar unutulmuştu.

1990’ların ikinci cumhuriyet tartışmaları, öncelikle entelektüeller arası bir tartışma olarak başladı. Başta, kavramın müellifi olduğu iddiasını taşıyan Mehmet Altan, onun savlarını destekleyen Çetin ve Ahmet Altan; Altan ailesinin dışında ise, Hikmet Özdemir, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Hasan Cemal, Murat Belge, Etyen Mahçupyan , Tanıl Bora önemli isimlerdi.

Özalcılık bir etken olmuş olsada küresel sermeyenin bir nebze içerdeki aydın üzerinden yapacağı hamleler , daha etkili olması savı değerliydi.

Bu bağlamda Özal’ın yaptıklarının esasen solun güçlenmesine yol açacağı ve bu yüzden desteklenmesi gerektiği savını geliştiren ikinci cumhuriyetçilik, Yıldırım ve Haspolat tarafından Sol-Özalizm olarak adlandırılmıştı. İç siyaset boyutu açısından bakıldığında, Kürt siyasal hareketinin ve İslamcılığın eşzamanlı yükselişi, pek çok kişi açısından “baskılanmış olanın geri dönüşü” gibiydi.

İleri sürülen tezler şuan ki 2026 açılım sürecinde ortak ittifak içeren, “Neo-Osmanlılık” olarak adlandırdığı bu siyasal misyonun gerçekleşebilmesi için açıkçası birinci cumhuriyetin bazı temel kodlarının değişmesi gerekiyordu.

“Misak-ı Mill’’i sınırları içinde devletçi bir ekonomiye ve yönetime sahip Türkiye ile olacak bir iş değildi. Neo-Osmanlılık tezleri, 1990’ların başlarında moda olan bir başka kavramla, “Yeni Dünya Düzeni” ile de bütünleşiyordu. Bu yapı kendi sınırlarını çizmekle birlikte, Özal sonrası süreçte rol almak ve ulus devlet yapısının bir itirazı olma nedenleri olmuştu.

1 mart tezkeresi sonrası, meclisde alınan irade başta ABD olmak üzere işbirlikçi tayfanın hoşuna gitmemiş, ve sonrasın da bir öç almak olarak Askerlerimizin başına çuval geçirilmesi ile , ‘’ne NOTASI müzik notasımı’’ diye dalga bile geçilecekti.

İkinci cumhuriyetçilerin yayın organı olan Birikim dergisi bu dönemde ABD ‘nin el uzattığı yeni parti AKP için metiyeler düzecek ve bunu yeni formülle parlatacak ve demokratik bir tanım verecekti..Ve ele alınan yazılar Birikim çevresi, AKP’yi 2002’de “Muhafazakâr Demokrat İnkılap” diyerek karşıladı. Askeri vesayete karşı olmak onlar için yeterliydi. Bu karşıtlık, siyasal İslam’ın devlet tasavvurunu sorgulamanın önüne geçti.

İkinci Cumhuriyetçiliğe sahip çıkan sözde solcular, İdris Küçükömer’in çizgisini izliyerek tarihsel ve felsefi bir yanılgıya imza atıyorlardı. Batı çizgisinde değişme önerenlere,tepede oturtuklaru için SAĞ’’ bunlara şeriat isterük diye dinci gelenekçi, feodal yozlaşmaya karşı çıkıtıkları , yoksul ve kalabalık oldukalrı için SOL diyordu..
Her ulusun resmi bir tarihi vardır ve genellikle revizyonistler bunu sorgular. Yeni dönemde Lozan antlaşması üzerine yapılan eleştiriler, dönek sol ve kürt siyasetinden gelmesi hiç raslantı değildir.1921 anayasası üzerinden ulus devlete dair yapılan saldırılar iç mekandan daha çok zorlayızı olarak dışardan gelmesi , bunu 40 yıllık bir proje olarak ,halkların çatışması ve sınıf temelinin zedelenmesi , millyetçiğin her satıhda güçlenmesi bunun neticesidir.

T. Barack “Geçmişten ne öğrendik? Baharat ve İpek Yolu, Doğu’yu Batı’ya bağlardı ve medeniyetlerin kaynaşması gerçekleşirdi. Bu tekrar olabilir ancak 1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her ülkenin, her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi.” demekle bu sitemin ara yüzünü işaret etmiştir.

Öcalan, 27 Şubat’taki ilk çağrısının yıldönümünde yeni bir açıklama yaparak 1923’te kurulan Cumhuriyet’in temeline indirilecek en büyük darbeyi duyurdu. Anayasanın 66. maddesindeki vatandaşlık tanımının değiştirilmesini ve etnik kimliklere dayanan bir tanımlama yapılmasını istedi.

2000’lerin başında esen bu dalgaya antiemperyalist güçler direnince Ergenekon ve benzeri tertiplerle etkisiz hale getirilmek istendiler. İkinci cumhuriyetçiler bu kumpasların parçalarıydı.

Aslında “sol” maskeyle sunulan bu ulusal devletleri çökertme programı, ABD ve AB merkezliydi. Atatürk de bir ulus devlet kurucusu olarak hedef tahtasındaydı. Onu ve devrimini tarihten silmeden başarılı olamazlardı.

Uğur Mumcu, 13 Ocak 1993’te Harp Akademileri’ndeki konferansında, “PKK’nin yurtdışındaki kendi yayınlarını inceledim.

İlk kez ikinci cumhuriyet fikrini ortaya atan Abdullah Öcalan’ın bizzat kendisi olduğunu gördüm. Çünkü Türkiye gibi bir ülkede devleti kuran siyasal düşünce Atatürkçülüktür.

Bu düşünceyi, bu yollarla yıpratmak da örneğin PKK gibi terör örgütlerinin başlıca amaçlarıdır” dediğini anımsarsak olan biteni net görürüz.

Kısaca buna destek veren kadar susanlarda sorumludur..
Aynılar aynı yerde kalsın..Ayrılar ayrı yerde…

YAZARIN SON YAZILARI
ULUS DEVLETE ,MONARŞİ KILIFI..! - 22 Şubat 2026 14:50
N’DE GALMIŞTIK ABBAS..! - 15 Şubat 2026 21:04
MİGROS VE ŞEYTAN ÜÇGENİ..! - 8 Şubat 2026 23:09
TEFECİ BEZİRGAN VURGUN…! - 25 Ocak 2026 19:07
TEKNO FEODAL MAFYA ABD…! - 4 Ocak 2026 14:33
İNSAN HALKINA BORÇLUDUR… - 29 Aralık 2025 17:25
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ