Açıklanan Gerçekler Değil, Verilen Gözdağıdır
Jeffrey Epstein dosyalarının kamuoyuna “kontrollü” biçimde servis edilmesi, masum bir şeffaflık hamlesi değildir. Ortada ne saf bir adalet arayışı ne de samimi bir yüzleşme vardır. Açıklanan her isim, açıklanmayan onlarca ismin üzerini örten bir güç mesajıdır. Bu dosyalar, hukukun terazisine değil, küresel iktidarın şantaj masasına konulmuştur.
Jeffrey Epstein yalnızca bir suçlu değildir; o, bir ağın operatörü, bir sistemin taşıyıcı kolonudur. Bu ağ; siyaset, sermaye, istihbarat ve medya arasında kurulan kirli ilişkilerin düğüm noktasıdır. Bugün parça parça açıklanan belgeler, bu ağın tamamını ifşa etmek için değil, ağı yönetenlerin elindeki kaldıraçları hatırlatmak için dolaşıma sokuluyor.
Eğer gerçekten adalet istenseydi, dosyalar bir bütün olarak açılırdı. İsimler, ilişkiler, finansman kanalları ve koruma zırhları aynı anda ifşa edilirdi. Oysa yapılan tam tersidir: Seçici ifşa. Kimlerin adı geçeceğine, kimlerin “şimdilik” korunacağına karar veren bir akıl vardır. Bu akıl, yargı salonlarında değil; küresel pazarlık odalarında çalışır.
Bu dosyaların asıl muhatabı kamuoyu değildir. Mesaj, devlet başkanlarına, kraliyet çevrelerine, küresel sermaye sahiplerine verilmektedir:
“Geçmişiniz elimizde. Bugünkü pozisyonunuz, itaatinizle mümkündür.”
Bu bir uyarıdır; hatta bir tehdittir. “Ya bizi dinlersiniz ya da dosyalar derinleştirilir.”
Epstein dosyaları bu yüzden tam açılmıyor. Çünkü tam açılırsa, yalnızca bireyler değil, meşruiyet rejimleri çöker. Demokrasi nutukları atanların, insan hakları dersi verenlerin, ahlak vaazı verenlerin kirli sicilleri ortaya saçılır. O zaman mesele birkaç sapkının suçu olmaktan çıkar; küresel düzenin ahlaki çöküşü görünür hale gelir.
Bugün yaşanan şey, bir “temizlik” değil; itaat testidir. Kim hizaya gelecek, kim direnecek, kim gözden çıkarılacak… Dosyalar bu sorulara göre açılıp kapatılıyor. Hukuk, burada bir amaç değil; araçtır. Mağdurların adaleti ise bu oyunda yalnızca bir vitrin süsüdür.
Sonuç olarak Epstein dosyaları, açılarak hafifletilmiyor; saklanarak ağırlaştırılıyor. Bir adalet dosyası olarak değil, küresel bir şantaj arşivi olarak tutuluyor. Ve bugün verilen mesaj nettir:
“Sıradaki açıklama, itaat etmeyene.”
Bu yüzden bu dosyalarla yüzleşmeden, bu düzenle yüzleşmek mümkün değildir. Ahlak söylemi çökmüş bir iktidar dünyasında, gerçek adalet ancak dosyalar silah olmaktan çıkarılıp, bütünüyle halka teslim edildiğinde mümkündür. Aksi halde her açıklama, yalnızca yeni bir gözdağından ibaret kalacaktır.
Baki Düzgün
Hak-Der Genel Başkanı