“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe…”

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe…”
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Devlete sadakati, millî değerlere bağlılığı olmayan liyakatsiz, ehliyetsiz ve muhteris kişilerin kamuda görevlendirilmesi millete zulümdür.

 

Algı bozuklukları ve bu bozuklukları basamak yaparak kendine alan açmaya çalışan bir zümre devrede…
Liyakat yok. Sadakat yok. Ehliyet yok.
Yalnızca ikbal hırsı var. Bencil, muhteris ve karakter zafiyetiyle malul bu figürler, dış odaklarca kullanılmaya da son derece müsait. Nitelik ve liyakat rafa kaldırıldığı; kadrolaşma, tarikat-cemaat bağlantıları ve akrabalık ilişkileriyle kolayca mevki kazanıldığı için menfaat şebekeleri hızla bürokrasinin ve siyasetin kılcal damarlarına yerleşti.
Geçmişte devlet terbiyesi ve devlet adamlığı şuuru vardı. Özellikle siyasete kamudan, yani doğrudan devlet hizmetinden gelenlerde “yetim malı” hassasiyeti ve millî menfaat bilinci çok daha yüksekti. Buna karşın kifayetsiz muhterislerin profiline baktığınızda; bunların iş birlikçiliğe meyilli, küresel odaklarla ve yabancı servislerle ilişkilerinin ise şüpheli derecede pürüzsüz olduğunu görürsünüz.
Bu kadrolar Türkiye’de devleti aşındırıyor, milletin manevi harcını zayıflatıyor ve şanlı ordumuzun millet nezdindeki sarsılmaz itibarını hedef alıyor. Nitekim ABD, İngiltere ve İsrail menşeli sözde uzmanlar ile “demokrat” maskeli aparatların Türkiye için açıkça önerdiği senaryo da tam olarak budur. Ahlaki ve millî omurgadan yoksun bu tiplerin elinde hırsızlık, yolsuzluk ve ilkesizlik sıradanlaşır; her türlü karanlık işin altından bunlar çıkar.
Bizler gibi ömrünü devlete adamış, bilhassa şanlı ordumuzun ocağında yetişmiş vatan evlatları ise siyasette adeta “şüpheli” ve “şaibeli” muamelesi görüyor. İşin acı tarafı, geldiğimiz kurumlarda dahi benzer bir güvensizliğe maruz bırakılıyoruz. Çünkü 28 Şubat sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kendi mülkü, kendisini de millet iradesinin fevkinde gören vesayetçi zihniyet, maalesef bugün de örtülü biçimde etkinliğini sürdürüyor.
Yaşadığımız somut örnekler ortadadır: Şehit Kaşif Kozinoğlu cinayetinin failleri apaçık FETÖ mensubu hainler olmasına rağmen, bu cinayet Harp Okulu yıllarından beri onun en yakın silah arkadaşı olan Albay Hasan Atilla Uğur’a yıkılmak istendi. Hem de nerede ve kimler eliyle? Sabah gazetesinde ve A Haber ekranlarında, tescilli eski FETÖ muhipleri marifetiyle…
Bugün kamuoyunu sarsan fon soygunlarına bakın; işin içindeki aktörlerin, paravan şirketlerin ve aracı ailelerin neredeyse tamamı iktidar çeperinde konumlanmış durumda. Dahası bu isimler, sülale boyu bürokrasinin en kritik makamlarına çöreklenmiş vaziyette.
Biz yıllarca bürokrasiyi rehin alan gizli şebekelerden, gayrimüslim ve masonik kliklerin devlete sızmasından haklı olarak şikâyet etmedik mi? Peki bugün ne değişti? Haksızlık ve soygun “bizimkiler” marifetiyle yapılınca meşru mu sayılacak? Zulüm bizden gelince susacak mıyız?
Sayın Cumhurbaşkanımız fon soygunlarına dair bir konuşma yaptı. Kendisini gençlik yıllarından beri muhabbet ve sadakatle takip eden bir vatan evladı olarak ifade etmeliyim ki, bu açıklamayı maalesef yetersiz buluyorum.
Cumhurbaşkanımız; yüksek liderlik vasfı, tavizsiz millî iradesi ve gerektiğinde en sert devlet refleksiyle neşter vurabilme kudretiyle tanınır. Bu fon hırsızlıkları, yargı ve adaletteki aksaklıklar ve aydınlatılmayan karanlık hadiseler, faili meçhuller; Cumhurbaşkanımızın ve Cumhur İttifakı’nın millet nezdindeki itibarını tüketmektedir. Bu çürümenin failleri, açıkça FETÖ’cü hainlerin ve işbirlikçi çevrelerin değirmenine su taşımakta ve Sayın Cumhurbaşkanımızın altını oymaktadır.
Son süreçte bizim camiamızda, maalesef benim de zaman zaman kapıldığım vahim bir algı ve duruş bozukluğu yaşandı. Şöyle düşünüyorduk: “Siz Cumhurbaşkanımıza hiç acımıyor musunuz? O, ülkeyi bu dar boğazdan çıkarmak için dünyadan kaynak bulmaya çabalarken, siz milletin parasını çalıp yurt dışına kaçırıyorsunuz.”
Burada hadiseye sadece Cumhurbaşkanı eksenli bakarak asıl esası ıskaladık.
Oysa biz kul hakkını unuttuk!
Devlet malının yetim malı olduğu şiarını unuttuk!
Devletle ve milletle helalleşmenin imkânsızlığını unuttuk!
Allah’ın kul hakkını affetmediği, hükmü hak sahibine bıraktığı hakikatini unuttuk!
Gelinen noktada, milletine sevdalı kadrolar artık “Millete Hizmet, Devlete Sadakat” ilkesini yegâne mihenk taşı kabul etmelidir. İstihdam edilecek ve yetki verilecek kadrolarda ikbal ve menfaat değil; liyakat, ehliyet, bilgi, devlete sadakat, çalışkanlık, fedakârlık ve dava ahlakı aranmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımız, ömrünün bu safhasında, kendisine ve devlete amasız-fakatsız bağlılıkla hizmet eden gerçek millî kadroları temel alarak devleti yeniden liyakat esasıyla tanzim etmelidir. Bu hem milletimize hem de tarihe karşı ertelenemez bir vebal ve boyun borcudur.
Ecdadın fermanı açıktır:
“YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE…”

E. Yb. Halil MERT
Strateji ve Psikolojik Harp Uzmanı

ETİKETLER:
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ