“EN BÜYÜK İTİBAR, EMEKLİYE HAKKINI TESLİM ETMEKTİR”

“EN BÜYÜK İTİBAR, EMEKLİYE HAKKINI TESLİM ETMEKTİR”
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan TBMM’de gerçekleştirilen “Yeni Yol Grup” toplantısında konuştu. Ekonomide artan hayat pahalılığı, emeklilerin alım gücündeki gerileme, kamu kaynaklarının kullanım öncelikleri ve Gazze’de devam eden insani kriz başlıklarında hükümete yönelik eleştirilerini sıralayan Arıkan, hem iç politikada sosyal adaletin güçlendirilmesi hem de dış politikada daha kararlı bir tutum sergilenmesi gerektiğini vurguladı.

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;

REKLAM ALANI

“ASLINDA KURULAN SOFRADAN DEĞİL, O SOFRANIN TEMSİL ETTİĞİ DEĞERLERDEN RAHATSIZ OLDULAR”
“Mübarek Ramazan-ı Şerif’in ilk haftasını geride bırakıyoruz. Bu güzel iklimde; Toplumun her kesimiyle kucaklaşmanın, dertleşmenin, dertlerle hemhal olmanın ve aynı sofrada buluşmanın çabası içerisindeyiz. Kurulan her sofrada; Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi pekiştiriyoruz. Bu sene, bu sofralarımıza “Adalet Sofraları” adını vermiştik. Ramazan’ın bu bereketiyle bu hafta; Yetimlerimizle, Kadınlarımızla, Emekliliklerimizle “Adalet Sofralarında” buluştuk. İstanbul İl Başkanlığımızın kurduğu “Adalet Sofralarında” ise Türkiye’nin beklediği, görmeyi özlediğimiz bir iklim oluştu. Ben bu vesileyle, bizleri kırmayarak davetimize icabet eden; Sayın Ahmet Davutoğlu’na, Sayın Ali Babacan’a, Sayın Özgür Özel’e, Sayın Fatih Erbakan’a, Sayın Mustafa Elitaş’a, Sayın Nuri Aslan’a, Hüdapar GBY Abdullah Aslan’a, STK yöneticilerine, Spor kulüplerimize, medya mensuplarına ve binlerce konuğumuza yürekten teşekkür ediyorum. Bu adalet sofraları; Türkiye’nin dört bir tarafında rengi, ırkı, dili, inancı ne olursa olsun tüm insanlara açık demiştik. Çünkü bu sofralarda Kimliklikler yok, insanlar var. Diğergamlık var, muhabbet var demiştik. Öyle de oldu! Ancak, bu sofraları yanlış anlayanlar da oldu! Aslında kurulan sofradan değil, o sofranın temsil ettiği değerlerden rahatsız olanlar oldu. Halbuki, biz bu sofralarda sadece iftarımızı yapmıyoruz; yıllardır özlemi çekilen, toplumsal barışı, gerçek kardeşliği mayalamaya çalışıyoruz. Hak ve adalet temelinde, bir arada yaşama zeminini birlikte arayalım istiyoruz. Biz, Türkiye’nin çok ihtiyacı olduğunu bildiğimiz bu yolda, Adalet sancağını en yükseğe taşımaya kararlıyız. Ben bu vesileyle, Bugüne kadar adalet sofralarımıza misafir olan tüm kardeşlerimize teşekkür ediyorum, yine Türkiye’nin dört bir tarafında kuracağımız “Adalet Sofralarına” kardeşlerimizi davet ediyorum.”

“EMEKLİLERİMİZ KIRGIN”
“Dünde, Adalet sofralarımızda, ülkemizde en büyük mağduriyeti yaşayan emeklilerimizle birlikteydik. Dertleştik, çözümleri konuştuk ve bir kez daha gördük ki; Emeklimiz bugün kelimenin tam manasıyla kırgın. Hatırlayacaksınız, önceden Sayın Cumhurbaşkanı söylerdi: “Kandırıldık, aldatıldık” derdi…Şimdi; emeklimiz, çiftçimiz, asgari ücretlimiz, kirasını hatta faturasını dahi ödeyemeyen vatandaşlarımız kandırıldık, aldatıldık diyor. Dün iftarda bir kez daha gördük ki; milyonlarca emekli için mesele yalnızca geçim sıkıntısı değil. Emeklilerimiz için en önemli meselelerden biri “değer görmeme duygusudur.” İnsan, zor şartlara dayanabilir, nitekim dayanıyor da! Ama! İnsan “Değersizlik hissine” dayanamaz! Bir kez daha ifade ediyorum: Bu mesele zam değil, adalet meselesidir! Yıllarca çalışana, emekliye “bekle” demek kolay! Ama şunu da unutmayalım, sabrın da bir ömrü var.”

“EN BÜYÜK İTİBAR, EMEKLİYE HAKKINI TESLİM ETMEKTİR”
“Ramazan Bayramı’na 3 hafta kaldı! Emeklimiz sabırla yeni ikramiye rakamını bekliyor. Ama emekli ikramiyesi için konuşulan rakam sadece 5 bin TL! Çok değil, daha 2018 yılında emekliye verilen bir ikramiye ile tam beş gram altın alınabiliyordu.
Peki bugün, 5 bin TL kaç gram ediyor? “Bir gram” bile etmiyor arkadaşlar. Dolayısıyla 5 bin TL gibi bir rakam, “ikramiye” değildir. Şimdi buradan iktidara sesleniyoruz; Emekli bayram ikramiyesi, her bayram için en az bir maaş olmalıdır. Bunun aşağısında hiçbir rakam ikramiye değildir! Bu insanlar yıllarca bu ülkenin yükünü taşıdı; devletin şimdi yapması gereken, onların yükünü en azından bir maaş ikramiye ile hafifletmelidir.
Sadece emeklilerimiz değil; emeklilerimizle birlikte Engelli maaşı alanlara, Dul ve Yetim maaşı alanlara, Şehit ve Gazi maaşı alanlara da, Bir maaş ikramiye bu bayramda verilmelidir.
Bunların hiçbiri, Emekliye lütuf değil, haktır! İktidar bugün emekliye, engelliye, dula, yetime, gaziye bırakın zammı umut dahi veremiyor! Bizler bu iktidarın
“itibardan tasarruf” etmediğini biliyoruz. İşte fırsat! Bugün, bu ülkede en büyük itibar, emekliye hakkını teslim etmektir.”
“SAKIN KAYNAK YOK DEMEYİN!”
“Sakın ha! Bize kaynak yok demeyin. Bu ülkenin, emeklilerimizin refahını yükseltecek; Kaynakları da var, imkânı da var. Şimdi size bir rakam vereceğim, bu bir rekor.
Eminim dünyada böyle bir rekor yoktur. Başvuru yapılsa, Guinness rekorlar kitabına girebilecek türden. Neden mi bahsediyorum. İktidarın vatandaşa kestiği ceza miktarından bahsediyorum. İki ay önce meclisten 2026 bütçesi geçti. Bu bütçede
2026 yılı için Cumhur ittifakının bütçede öngördüğü ceza miktarı; 348 milyar 398 milyon lira idi. Daha geçen hafta bu kürsüden bu konuyu dile getirmiş, Hükümet 2025’teki performansla 2026’da 2 trilyon lira ceza toplar demiştim. Ve ocak ayında kesilen ceza açıklandı. Ne kadar biliyor musunuz? Tam 801 milyar 833 milyon lira! Bu arada yine sadece ocak ayında; Türkiye 608 milyar TL daha borçlandı. Enflasyonda, kurda, faizde hedefi tutturamıyorlar. Kısa-Orta-uzun vadeli planlarda hedefi tutturamıyorlar, Hiçbir hedefi, hiçbir planı tutturamayan iktidar, İş vatandaşa ceza kesmeye gelince 12 aylık hedefin 2 katından fazlasını bir ayda tutturdu. Ak parti tam olarak bu işte.
“Şimdi buraya dikkat! Biraz önce dedim ya: Emekliye bir maaş ikramiye! Türkiye’de tüm emeklilere bir maaş ikramiye vermenin maliyeti ne kadar biliyor musunuz? sadece 390 milyar TL Sadece ocak ayında alınan borç bunun yaklaşık iki katı, Sadece ocak ayında kesilen ceza bunun iki katından fazla! Şimdi sormak zorundayız arkadaşlar; Bu milletin parası nereye gidiyor? Emekliye, emekçiye, engelliye gitmeyen bu paralar; Alt yapıya, üretime, desteğe gitmeyen bu paralar Nereye gidiyor? Bu milletten dün alınan primler, Bugün alınan vergiler, Bugün kesilen cezalar nereye gidiyor? İşte biz, milletimiz adına bunun takipçisi olacağız!”
“KIRMIZI ET ARTIK MARKETLERDE DEĞİL DE KUYUMCULARDA SATILSA YERİDİR!”
“Aslında tam burada AK Parti’nin iş tutuş biçimini görüyoruz. Gücünün yettiğinden “ceza” diye para toplanırken, Dışardan rica minnet ile borç para alınıyor. Ak Parti iktidarında, devletin; sert yüzü hep millete, müşfik yüzü ise hep yabancıya gösteriliyor. Peki, sonuçta ne oluyor? Milletten zorla alınanda, Dışardan faizle alınanda; Günün sonunda götürülüyor Faiz lobilerinin kucağına bırakılıyor. İşte bizim karşısında durduğumu bu iş tutma biçimidir, bu adaletsiz anlayıştır! Adalet sofralarında; emeklimizle, emekçimizle, gencimizle, kadınlarımızla buluşmaya devam ediyoruz. Gündem hepsinde aynı: “küçülen sofralar” Gıda Enflasyonunda zaten zirvedeyiz. Bu defalarca dile getirildi, ancak bugünlerde bu husus daha hissedilir hale geldi! Türkiye’nin komşu ülkelerinde et fiyatlarına şöyle bir bakalım: Bir kilo kırmızı et;
Yunanistan’da 15 dolar, Bulgaristan’da 13 dolar, Gürcistan’da 10, Ermenistan’da 12, İran’da 9, Suriye ve Irak’ta 12 dolar! Komşuları böyle olan Türkiye’de kırmızı etin kilosu ne kadar? 22 dolara ulaşmış durumda! Kırmızı et artık marketlerde değil de kuyumcularda satılsa yeridir!”

“YAPARSA AK PARTİ YAPAR”
“Henüz kuyumcuya geçmese bile, Vatandaşlarımızın büyük bir kısmı eti artık marketlerden değil sadece “ucuz satış” yapan Et ve Süt Kurumundan alabiliyor. Tabi o da reyonda et bitmezse! Bakınız; Tarım ve Orman Bakanlığı, geçtiğimiz ay 72 bin 416 gıda işletmesini denetlemiş. Tebrik ediyoruz! Ancak Sayın Bakana tavsiyemiz şudur:
Bir günde; Sincan’daki “Et ve Süt Kurumu Mağazasını” denetleyin! Ama kurumun içini değil, önündeki kuyruğu! Orada ne göreceksiniz biliyor musunuz? Sahuru yapar yapmaz; İftara, biraz olsun ucuz et alabilmek için saat 6’da sıraya girmiş emekliyi göreceksiniz. Çocuklarına biraz olsun et yedirebilmek için sıra bekleyen anneleri göreceksiniz. Sadece kırmızı et değil; soframızda ne varsa, her geçen gün daha pahalı hale geliyor. Bunu biz sadece gözlemle söylemiyoruz, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, kalem kalem bunları açıkladı. Bütün bu olan bitenden sonra; Sayın Cumhurbaşkanı, bu hafta ilginç bir veri paylaştı. Sayın Cumhurbaşkanı; Sığır etinde; dünyada ilk 10’da, Avrupa’da ise 1. Sıradayız dedi. Tavuk etinde; dünyada ilk 10’da, Avrupa’da 2. Sıradayız dedi. Yumurtada dünyada ilk 10’da, Avrupa’da zirvedeyiz. Biz bu rakamlarla -elbette- gurur duyarız. Burada sorunumuz yok. Ancak merak ettiğimiz şu;
Sığır etinde lidersek, nasıl oluyor da savaş halindeki Ukrayna’da et 7 dolarken, ambargo altındaki İran’da et 9 dolarken, Türkiye’de et 22 dolar oluyor! Hani diyorlardıya “Yaparsa Ak Parti yapar” diye, hakikaten doğru söylüyorlar.”

“İDARECİNİN ASLİ GÖREVİ, ÖNCELİKLİ GÖREVİ: YOKSULUN SOFRASINA BİRLİKTE OTURMAK DEĞİL, O YOKSULLUĞU BİTİRMEKTİR.”
“Ramazan bize pek çok şeyi öğretir; Buluşmayı, dayanışmayı, paylaşmayı öğretir. Ama en önemlisi, Ramazan bize; “sadece aç kalmayı değil, aç bırakmamayı öğretir.” Mesele; Ramazan’da sobalı evde poz vermek değildir. Halktan o kadar koptular ki;
Yanlarında götürdükleri reklam panosuyla poz vermekten bile çekinmiyorlar. Bizim itirazımız; 23 yıllık iktidarın sonunda, yoksulluğu bitirmek yerine hala yoksulun sofrasında poz vermenin marifet sayılmasınadır. Bizim itirazımız; Vatandaşın evine kadar gidip “siz yoksulsunuz, biz de size bu yüzden geldik” denmesinedir. Yoksulluğun idareciler tarafından, ifşa edilmesine, istismar edilmesine, medya malzemesi yapılmasınadır. Bir idarecinin asli görevi, öncelikli görevi: Yoksulun sofrasına birlikte oturmak değil, o yoksulluğu bitirmektir.”

“TÜİK’E GÖRE MUTLUYUZ”
“Baktılar yoksulluğu, poz vermekle reklam panolarıyla gizleyemiyorlar; Devreye hemen TÜİK girdi! TÜİK geçtiğimiz hafta yeni rakamlar açıkladı. Buna göre Türkiye’de mutluluk oranı %53.3’müş. Mutluluk oranının en fazla göründüğü yaş aralığı da buraya dikkat; 55-64 yaş aralığı imiş, yani emekli vatandaşlarımızmış. Ulus’ta pansiyonlarda kalan emeklilerimiz, sabahın 6’sında et süt kurumu önünde sıraya mahkûm ettikleri emeklilerimiz var ya; işte onlar, TÜİK’e göre Türkiye’de en mutlu olan grupmuş! Devam ediyorum. Bu mutluluk geleceğe de yansımış. Türkiye’de 100 kişiden 67’si gelecekten umutluymuş. Akşam iftar programlarında izleyici sorularını cevaplayan kıymetli hocalarımıza buradan sormak istiyorum! Değerli hocalarım, Tüik’e doğru olmayan verileri açıklattırmak orucu bozar mı bozmaz mı? Neden veriler doğru değil onu da açıklıyorum. İktidarın başına atama yapmaya gücünün yetmeyeceği, bir başka kurumun raporları ile TÜİK’in raporunu kontrol edelim, Birleşmiş Milletlerin rakamlarına bakalım. BM raporlarında, Türkiye’nin mutluluk endeksinde; 147 ülke arasında 94. sırada olduğunu gördük. Yine aynı rapora göre; Türkiye’de 2025 yılında tam 72 milyon kutu antidepresan satılmış. Kişi başına neredeyse 1 kutu antidepresan! Bir önceki yıla göre 5 milyon artış var.”
“KİM NEDEN MUTLU OLSUN?”
“Biz şimdi sormak zorundayız; bu ülkede kim niye mutlu olsun? Ucuz et için sahurda sıraya giren emekli mi mutlu? Sınavı kazandığı halde mülakatta hakkı yenen gençlerimiz mi mutlu? Aldığı maaşın yarısını kiraya veren memur mu mutlu?
İşe alımlarda artık uyuşturucu testi istemek zorunda kalan işveren mi yoksa bu testi yaptırmak zorunda kalan çalışan mı mutlu? Aile yılında, ekonomik nedenlerle yuvası dağılan insanlar mı mutlu? Kepenk kapatan esnaf mı, batan Kobiler mi geleceği göremeyen sanayiciler mi mutlu? Biz size söyleyelim; biz sahadayız, görüyor ve biliyoruz! İnsanımız mutlu değil! Öyle bir noktaya geldik ki; İktidar, TÜİK marifetiyle emeğini gasp ettiği 86 milyonun, yine aynı rakam oyunlarıyla mutsuz olma hakkını bile elinden aldı. Biz insanımız mutlu olsun, Gelecekten yeniden umudu olsun diye çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz!”

“TOPLUMA UMUT VEREN BİR DİLİ GÜÇLENDİRMELİYİZ”
“Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu’nun raporu yayınlandı. Şunun altını bir kez daha çizmek isterim: Çözüm sadece bir deklarasyon değil, aynı zamanda bir yöntem ve bir dildir. Kullanılan dil; kuşatıcı olmadığında, toplumsal vicdana hitap etmediğinde “toplumsal barış” beklentisi de askıda kalacaktır. En başından beri; Kaygılarımızı belirterek ve her seferinde olması gerekenlere dair tarihe not düşerek sürece destek verdik. Raporda; ortak gelecek hedefinin ortak projelerle güçlendirilmesine, sosyal bağların onarılmasına dair vurgu yapılmasına rağmen; maalesef uygulamaların bu yönde olmadığını bir kez daha görüyoruz. KHK’larla gelen hukuksuzlukların raporda yer almaması, Barış Akademisyenlerinin, Askeri Okul Öğrencileri Ailelerinin taleplerinin görmezden gelinmesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uyulmaması 500 gün geçmesine rağmen kayyım uygulamalarına devam edilmesi, tutukluluğun cezalandırmaya dönüşmüş olması, siyasetin, adliye koridorlarında dizayn edilmesi dayanışma ve kardeşliğin, hukuk ve adaletin önünde engeller olarak durmaya devam ediyor.
Raporda değişen bölgesel şartlara vurgu yapılıyor, iç cepheyi tahkim etmenin bir tercih

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ