Anadolu irfanı, bir isimler listesi değildir.
Bir yolun, bir halin, bir yanışın adıdır.
O yolun taşları kanla, gözyaşıyla ve aşkla döşenmiştir.
Bugün Şems’i ve Mevlânâ’yı tartışırken çoğu kişi onları ya bir mezhebin hanesine yazmak ister ya da başka bir inancın dışına itmek… Oysa mesele bu kadar dar değildir. Mesele, ateşi anlamaktır.
Şems bir ateşti.
Mevlânâ o ateşte pişti.
Ama Alevilik, ateşin etrafında edep ile durmayı bilmektir.
Şems, zahiri ilmin kibirli duvarlarını yıkan bir dervişti. Makama yüz vermedi, şöhreti umursamadı. Hakikati, sarayların değil gönüllerin içinde aradı. Alevi irfanında “mürşid” dediğimiz makam tam da budur: Talibi kendine bağlayan değil, Hakk’a yönlendiren.
Şems’in Mevlânâ’yı dönüştürmesi, bir aklın başka bir akla üstünlüğü değil; bir gönlün başka bir gönlü tutuşturmasıdır. Alevi yolunda buna “ikrarın yanışı” denir. İkrar verdin mi, artık dönüş yoktur. Artık pişeceksin.
Mevlânâ’nın dönüşümü bu yüzden önemlidir. O, medrese hocasıydı; ilmi vardı. Ama aşkı yoktu. Şems geldi, o ilmi aşka dönüştürdü.
Alevi öğretisi de tam burada durur: İlim irfansız eksiktir, aşk olmadan kemal olmaz.
Ancak şunu da bilmek gerekir:
Alevilik bir tarikatın gölgesi değildir. Kendi erkânı, kendi ocak sistemi, kendi yol uluları vardır. Şems ve Mevlânâ, bu yolun kurucu pirleri değildir. Onlar Anadolu’nun ortak irfan havzasında yankılanan iki büyük sestir.
Bugün bazıları Mevlânâ’yı yalnızca Sünni bir çerçeveye hapsetmeye çalışırken, bazıları da onu bütünüyle Alevi ilan etme kolaycılığına kaçar. Oysa hakikat, kimlik mühendisliğiyle ölçülmez.
Alevilikte esas olan isim değil, haldir.
Söz değil, özdür.
Şems’in hakikat karşısındaki cesareti, Mevlânâ’nın aşk karşısındaki teslimiyeti; işte bu yönleriyle Alevi irfanına yakındırlar. Ama Alevilik, sadece aşktan ibaret değildir. Yol erkân ister, edep ister, rıza ister.
Bugün bize düşen; bu büyük isimleri bir mezhep kavgasının malzemesi yapmak değil, onların söylediği sözü anlamaktır.
Şems der ki: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Alevi yolunda buna “eline, beline, diline sahip ol” denir.
Mevlânâ der ki: “Gel, ne olursan ol yine gel.”
Alevi meydanında buna “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” denir.
Görülüyor ki söz başka ağızdan çıksa da, hakikat aynı pınardan akar.
Şems ateştir.
Mevlânâ o ateşte yanan can.
Alevilik ise o ateşi yol erkânıyla taşıma sorumluluğudur.
Hakikat, sahiplenilmez. Yaşanır.
Ve hakikat yolunda yürüyenler bilir ki; isimler gelip geçer,
Aşk kalır.
Baki Düzgün
Hak-Der Genel Başkanı