Yeni Bir Anayasa mı, Yeni Bir Siyasi Partiler Kanunu mu?
Türkiye’de siyasal reform tartışmaları çoğu zaman anayasa üzerinden yürütülür. Yeni anayasa, yeni dönem, yeni başlangıç…
Ancak bu tartışmanın içinde çoğu zaman daha temel bir soru gölgede kalır: Bir demokrasinin gerçek kalitesi, anayasa metniyle mi, yoksa siyasal rekabetin nasıl kurulduğuyla mı belirlenir?
Bir anayasa, devletin sınırlarını çizer.
Ama siyasi partiler sistemi, o devletin nasıl çalışacağını belirler.
Bu nedenle bazı ülkelerde anayasa değişmeden siyaset değişir. Bazı ülkelerde ise anayasa değişir, ama siyasal kültür ve güç dengesi değişmez.
Demokrasinin Görünmeyen Motoru: Parti Sistemi
Siyasi partiler kanunları genellikle teknik metinler gibi görülür. Oysa bu kanunlar, demokrasinin gerçek çalışma mekanizmasını belirler.
Bir ülkede siyasi partiler sistemi;
• Yeni siyasi aktörlerin sisteme girip giremeyeceğini
• Parti içi demokrasinin ne kadar mümkün olduğunu
• Siyasetin toplumla ne kadar temas ettiğini
• Siyasi rekabetin ne kadar gerçek olduğunu
doğrudan etkiler.
Eğer siyasi sistem giriş bariyerleri yüksek bir yapıdaysa, siyaset zamanla dar bir kadro alanına sıkışabilir.
Anayasa mı, Siyasi Rekabet mi Daha Belirleyici?
Teorik olarak anayasa en üst normdur.
Pratikte ise siyasetin nasıl üretildiği çoğu zaman daha belirleyicidir.
Çünkü siyaset üretim mekanizması kapalıysa, anayasa ne kadar iyi yazılırsa yazılsın, uygulama sınırlı kalabilir.
Demokrasinin gücü sadece seçim yapılmasında değil;
seçime kimlerin, hangi şartlarda girebildiğinde yatar.
Türkiye’de Tartışmanın Asıl Düğüm Noktası
Türkiye’de siyasi sistem uzun süredir güçlü liderlik, yüksek seçim rekabeti ve yüksek politik mobilizasyon gibi özellikler taşıyor. Ancak aynı zamanda parti yapıları ve siyasi rekabetin kurumsal zemini de sürekli tartışma konusu oluyor.
Burada asıl soru şu olabilir:
Siyaset ne kadar açık?
Yeni fikirler ne kadar sisteme girebiliyor?
Siyasi temsil ne kadar tabana yayılıyor?
Bu sorular, anayasa tartışmalarından daha az konuşulsa da, sistemin gerçek işleyişini doğrudan etkiler.
Yeni Anayasa mı, Yeni Siyasi Sözleşme mi?
Belki mesele anayasa ya da siyasi partiler kanunu arasında bir tercih değildir.
Belki mesele şudur:
Türkiye, siyasi temsil ve siyasal rekabet konusunda yeni bir kurumsal dengeye ihtiyaç duyuyor mu?
Çünkü modern demokrasiler yalnızca seçimlerle değil, rekabetin gerçekliği ile ölçülür.
Asıl Risk
Bir ülkede siyasal sistem daralırsa, bu genellikle aniden olmaz.
Yavaş olur. Kurumsal olur. Görünmeden olur.
Ve çoğu zaman tartışma anayasa üzerinden yapılırken, asıl değişim siyasi rekabet mekanizmasında yaşanır.
Son Soru
Bugün belki de tartışılması gereken soru şudur:
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir anayasa mı?
Yoksa daha kapsayıcı, daha rekabetçi bir siyasi sistem mi?
Lider Sultası’ndan, ülke ve siyesi partiler ve seçmenler ve adaylar kurtulsa ve milletvekillerini gerçekten millet belirlese, genel başkanın iki dudağının arsından isimler çıkmasa, ülke de siyaset ve bu arena daha kaliteli ve demokrat çizgide olmaz mı?
Mevcut sistem milletvekili değil sanki genel başkanların kulları gibi bir görüntü veriyor!
Çünkü bazen bir ülkenin gerçek demokratik kalitesi, yazılı anayasa metninden çok, siyasi rekabetin ne kadar gerçek olduğuyla ölçülür.