“İKTİDAR YOKSULLUKLA MÜCADELE EDEMEYİNCE MİLLETİ YOKSULLUĞA İKNA ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan TBMM’de Yeni Yol Grup Toplantısı’ında konuştu. Saadet Partisi Lideri Arıkan “Muhterem Genel Başkanlarım, Kıymetli Milletvekillerimiz, Partilerimizin değerli yöneticileri, Değerli misafirler, ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız; Grup toplantımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.” dedi.
Mahmut Arıkan şunları söyledi;
“TEHDİT BÜYÜK TEHLİKE YAKINDIR”
“Yaşanan gelişmeler göstermektedir ki dünya olağanüstü bir dönemden geçiyor. Ülkemiz ve bölgemiz açısından tehdit, hiç olmadığı kadar büyük, tehlike hiç olmadığı kadar yakın. Ülkemizin ve bölgemizin dört bir yandan kuşatıldığı, savaş tamtamlarının daha da yakından duyulmaya başladığı bir dönemdeyiz. Böylesine kritik bir dönemde, ülkemize kurtuluş yolunu gösterecek, rehberlik edecek, en önemli adres, hiç şüphesiz çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
7 düvele karşı vatan savunması verdiğimiz ve mazlum milletlere umut olduğumuz Millî Mücadele döneminde meclisimiz, kurtuluşun ve bağımsızlığın karargâhı olmuştu. Bir asır sonra bugün yine, ülkemiz, bölgemiz ve dünya aynı emperyalist zorbalıkla karşı karşıyadır.
Gazze’deki katliam ve Venezuela’da yaşananlar birbirinden bağımsız değildir.
Gazze’de dökülen kan ile Venezuela’da kurulan tezgâh aynı kirli elin ürünüdür!
Daha dün Venezuela meclisi tarafından Venezuela’nın yeni devlet başkanı olarak seçilen Rodriguez “Venezuela Siyonist bir saldırı altındadır” diyerek bu hakikati dünyaya ifade etmiştir.”
“ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR?”
“Gerek bölgemiz de gerekse dünyada büyük bir savaşa hazırlık olduğunu görüyoruz.
Bugün Sudan’da, Somali’de, Filistin’de, Yemen’de oynanan oyunlar; Venezuela’da Trump’ın işgali ve küstah açıklamaları, İran’a yönelik tehditler 2026 yılının çok zor geçeceğini bizlere göstermektedir.
Dünyanın gittiği yönü doğru tespit etmek zorundayız. Şimdi sormak zorundayım, değerli arkadaşlar? Bu savaş çanları kimin için çalıyor? Bu canlar kimin için veriliyor?
Konuşmamın bu bölümünde, Türkiye başta olmak üzere, tüm dünya liderlerine seslenmek istiyorum. Evet! Tüm dünya liderlerine sesleniyorum çünkü, bu savaş çanları tüm dünya için çalıyor!
Kurtuluşu, Amerika’yla iş birliğinde arayan devletler,
Trumpl’a görüşebilmek için sırada bekleyen liderler,
İcazeti Washington’da arayanlar,
Oval ofiste hizaya girmekten rahatsızlık duymayanlar!
Şu atasözünü unutmamalıdır:
Ayıyla dansa kalkanlar, dansın ne zaman biteceğine karar veremezler.
Sakın ha!
Trump’ın parfüm sıkmasına, koltuk çekmesine, övgü dizmesine aldanmayın!
Trump ve Netanyahu;
Devlet Başkanı gibi değil küresel birer haydut ve kan emici vampirler gibi davranmaktalar.
Ve Siyonizmin azgın iştahıyla dünyayı bir uçurumun kenarına sürüklemişlerdir.”
“BANA NE AMERİKA’DAN DEME GÜNÜDÜR”
“Artık Uluslararası hukuk bitmiş, Birleşmiş Milletler Çökmüştür. Diplomasi, yerini haydutluğa, Diyalog, savaşa, Sağduyu, katliama bırakmıştır. Dünya sapkın bir inanç olan siyonizm tarafından büyük savaşa hazırlanırken Türkiye ve bölge ülkeleri şunu idrak etmek zorundadır.
Birlikten ve cesaretten başka hiçbir kurtuluş yolu yoktur.
Siyonizm ve emperyalizmin kanlı sofrasında, kahvaltı menüsünde yer almayanlar, kurtulduk diye sevinmek yerine akşam sofrasında meze olmamak için; Cesur ve kararlı bir duruş ortaya koymalıdır. İşte tamda bugün hem ülkemiz hem de bölgemiz için; “Bana ne Amerika’dan Bana ne Amerika’dan Bana ne Amerika’dan deme günüdür.” Her türlü emperyalist tehdide karşı; Ülkemizde birlik olma, bölgemizde birlik olma günüdür.”
“TÜRKİYE NE YAPMALI?”
“Suriye’de, İran’da Doğu Akdeniz’de, Karadeniz’de sınırlarımıza dayanmış bu yakın tehdit ve tehlikelere karşı ne yapmalıyız? Atılacak ilk adım şüphesiz iç cepheyi güçlendirmek olmalıdır!
İç cephemizin kalesi olan gazi meclisimiz bu hassasiyet ve bilinçle çalışmalarını gerçekleştirmelidir. Elbette iç cephenin tahkimatında en önemli sorumluluk Cumhurbaşkanlığı makamı ve hükümettir. İktidarın ilk atması gereken adım dış politikadaki gelişmelerle ilgili bilgilendirmeler yapmak ve istişarelerde bulunmak üzere; muhalefetle bir araya gelme çağrısı yapmasıdır.
İktidarı ve muhalefetiyle tüm dünyaya birliktelik mesajı vermek tarihin omuzlarımıza yüklediği en kritik sorumluluklardan biridir. Bu milletin evlatlarının yürekleri vatan savunmasında istisnasız birlikte atar. Bu gerçeği bütün dünyaya bir kez daha göstermenin zamanıdır.
Bu tarihi bir çağrıdır. Milli hedeflere kilitlenmiş bir şekilde kararlı bir duruş sergilenmeli ve birlik-beraberlik mesajı verilmelidir.
Bu ortak irade beyanı, en iyi savunma silahlarından daha etkili sonuçlara sahiptir. İçerideki iktidar hesapları, kutuplaşma, ayrıştırıcı dil, dış politikadaki bütünlüğün en büyük düşmanıdır.
Bunu ortadan kaldırmak, birlik ve beraberliği sağlamak iktidarın milli güvenliğimizi ilgilendiren en önemli görevlerinden biridir. İktidarlar geçici ülkemiz, milletimiz kalıcıdır.
Dış politika iç siyasi tartışmalara kurban edilemeyecek kadar hayati bir alandır.
Bugün atacağımız adımlarla geleceğimizin şekilleneceği gerçeği asla unutulmamalıdır.
Vakit nefislere galebe çaldırma değil, aklıselime dönme vaktidir. Zaman kamplaşma diline son verip, içerde toparlayıcı bir yaklaşıma acilen dönme zamanıdır. Dönem dış politikada “Kriz Masası/Ortak Akıl” oluşturma ve herkesin buraya katkısını alma dönemidir. Ayrıca; Türkiye derhal önceliklerini değiştirmelidir. Savunma sanayi ve tarım en öncelikli stratejik alan ilan edilmeli, bu alanda bir seferberlik başlatılmalıdır.
Açık söylüyorum; Artık rezidans yapma kaygısıyla değil Türkiye’yi savunma ve gıdada bağımsız ve kendi kendine yeten bir ülke konumuna ulaştırma kaygısı ile hareket etmeliyiz.
Şimdi proaktif bir anlayışla “Çok Taraflı Diplomasi” atağı başlatılmalıdır.
Kurtuluş Savaşı veriyormuşuz gibi muhalefet partilerinin de katkılarıyla dış politikada etkin bir yol haritası hayata geçirilmelidir. Gün gelişmeleri; “endişe ile takip etme”, “tarafları itidale davet” etme, “işgale kriz” deme günü değildir. Somut ve cesur adımları hayata geçirme günüdür. Unutulmamalıdır ki, içerde siyasi rekabet, ancak; güvenle yaşanabilecek ve bütünlüğünü koruyabilmiş bir Türkiye’de anlam ifade eder”
“GARANTÖRLÜĞÜNÜZÜN HÜKMÜ NEDİR?”
“Değerli arkadaşlar, gündem Venezuela olsada, asla unutmamamız gereken bir yer var; o da Gazze. İki yılı aşkın bir süre boyunca soykırıma maruz kalan, uygulanan ambargo sebebiyle hastalık, açlık ve susuzlukla sınanan mazlumlar; bugün şiddetli kış koşulları ile mücadele ediyor.
Kalktı denilen ambargo hâlâ devam ediyor. İsrail’in izin verdiği ölçüde Gazze’ye sokulan yardımlar ihtiyaç duyulandan çok uzak. Bunları denetlemekle yükümlü olan garantör ülkeler ise ne ablukaya ne de yüzlerce defa ihlal edilen ateşkes antlaşmasına karşı bir itirazda bulunamıyor.
Biz buradan soruyoruz; Gazze’de yaşanan zulmün önüne geçemiyorsanız neden garantör oldunuz? Ambargoyu bile kaldıramıyorsanız siz neye garantör oldunuz? Eğer sizlerin garantörlüğü bir tır dolusu ilacı bile Gazze’ye sokmaya yetmiyorsa o garantörlüğünüzün hükmü nedir?
Gazze’de zulüm bitmedi, Kurşunla, bombalarla gelen ölümlerin yanına açlıkla, susuzlukla ve donarak ölümler eklendi. Orda yaşanan kış; Garantör ülkelerin kalplerini hala bir buz parçasına döndürmediyse bir an önce harekete geçilmeli ve mazlumlara el uzatılmalıdır.”
“EĞER YER YÜZÜNÜN HERHANGİ BİR YERİNDE BİR MASUMUN CANI YANIYORSA TÜRKİYE ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMIYOR DEMEKTİR.”
“Venezuela’dan Gazze’ye yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; Güçlü bir Türkiye’ye sadece bizim değil, bütün mazlumların ihtiyacı var. Bütün yüreğimle inanarak net bir şey söylemek istiyorum
Güçlü Türkiye, Televizyon dizilerindeki kahramanlık senaryoları ile değil; Üretimle,
İstihdamla, Savunma Sanayii ile, Halkının refahı ile, mümkün olur. Benim partim değil benim devletim dedirtecek politikalarla inşa edilir. Peki böyle mi? Hayır, ülkemizin tablosuna bakınca acı gerçeklerle yüzleşiyoruz.
Yıllardır vergi, faiz ve enflasyon üçgeniyle aziz milletimizin refahını yok eden politikalar; 2026 yılında da hız kesmeden devam ediyor.
Zaman ayarlı zamlar, yeni yılın daha ilk dakikalarında yağmur gibi yağmaya başladı.
İğneden ipliğe her kaleme zam geldi.
Peki bu zamlar neden yapılıyor? Cevabı geçen ay iktidar tarafından onaylanan 2026 bütçesinde.
Çünkü bütçedeki 2.7 trilyonluk faiz ödemesi, aziz milletimizin omuzlarına yüklenen zamlardan ve vergilerden ödeniyor. Faiz lobilerine; para musluklarını sonuna kadar açan iktidar, iş vatandaşa gelince birden vanaları kapatıyor.”
“İKTİDAR MAAŞ ZAMLARINI İSVİÇRE ENFLASYONUNA GÖRE, VERGİ VE HARÇLARI İSE TÜRKİYE ENFLASYONUNA GÖRE ARTIRIYOR”
“ Sayın Şimşek’in vergiyi tabana yaymak konusundaki ısrar ve çabasını hepimiz biliyoruz. Evet, açık konuşalım. Türkiye’de kayıt dışılık durumu vardır.
Aşırıya kaçan, sistemi suistimal edenler var. Bunu inkâr etmiyoruz. Ama şunu da soruyoruz:
Bu sorunların sebebi, zaten kıt kanaat iş yapan esnaf mı, yoksa bu çarpık sistemi yıllardır düzeltemeyenler mi? ir işletmeye yılda on iki defa hasılat denetimi yapmak,
cumartesi günü kepengi yarım açılmış bir esnafın üzerine bu kadar denetimle gitmek,
adil değildir.
Devletin denetim yapma hakkı vardır. Ama devletin önce adil olma mecburiyeti vardır.
Esnafımı bin bir borçla dükkanını sabah tek başına açıyor Ama akşam kapatırken kasayı devletle beraber kapatıyor! Ve her gün baştan aşağı yanlış sistemin bedelini ödüyor.
Bakınız, Çorumlu bir esnaf, Murat Kırçı kardeşimiz. Kendisi aynı zaman Saadet Partisi Çorum Teşkilatımızda. Bir video çekiyor. Diyor ki; “Çorum’un en merkezi noktasındayız. Şu anda esnafın çoğu siftah dahi edemedi. Ama Sayın Mehmet Şimşek, cumartesi günleri bile vergi dairesinden memur gönderiyorsun ‘Fiş kesmedi’ diye ceza yazıyorsunuz. Dönün de ekonomiyi nasıl yönettiğinize bakın, ondan sonra esnafla uğraşın.” Diyor.Vay sen misin bunu söyleyen!
Güçlüye ve iktidara hiç işlemeyen hukuk, tabi ki yine zayıflara ve muhaliflere işliyor!
Ve Murat kardeşimiz hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan soruşturma başlatılıyor. Esnaf suçlu ilan edilerek ekonomi düzelmez. Korkutarak vergi toplanmaz.
Baskıyla uyum sağlanmaz. Biz şunu söylüyoruz: Denetim olsun, bu konuda bir sıkıntımız yok!
Ama akıllı denetim olsun. Hedefli olsun. Adil olsun. Siz önce vergi adaletini sağlayın,
kayıt dışılık kendiliğinden zaten azalacaktır. İşte emekli maaşları; Enflasyonun %30 olduğu -iddia edilen- bir ülkede, Emeklimize %12 zam vermek, Bu ülkenin geçmişine hakaret, geleceğine ihanettir! Bu ülkedeki Yoksulluğunda, Enflasyonun da Faizin de sebebi
iktidarın kendisidir.
“İKTİDAR YOKSULLUKLA MÜCADELE EDEMEYİNCE MİLLETİ YOKSULLUĞA İKNA ETMEYE ÇALIŞIYOR”
“Sayın Erdoğan Asgari ücret konuşulurken taşın altına elinizi koyun çağrısı yapmıştı. Şimdi bizde aynı çağrıyı sayın Erdoğan’a yapıyoruz. Sayın Erdoğan elinizi taşın altına koyma sırası sizde! Elbette sadece çağrı ile yetinmiyoruz, Önceki gün; İktidarı harekete geçirmek için,
En düşük emekli maaşının, asgari ücret seviyesine çıkarılmasına dair kanun teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduk. Başta iktidar partileri olmak üzere meclisteki tüm partileri bu kanun teklifimize destek vermeye davet ediyoruz. Aziz milletimizi de, Kanun teklifimize
İmza vererek, destek olmaya çağırıyoruz! Emeklimiz bu ülkenin yükü değil bereketidir.
Cefayı değil vefayı hak ediyorlar. Emin olun emeklimize verilecek her kuruş bu ülkenin üzerine rahmet, bereket ve dua olarak dönecektir.
Bizler;Bu ülke için çalışmış, emeklilerimizin hakkettikleri insanca yaşam ücretini almaları için bütün gücümüzle bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz!”
“STRATEJİK ALAN: TARIM”
“Bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeler tarımın ne kadar stratejik, gıdada bağımsızlığın ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermiştir. Ülkemizi tarımda, hayvancılıkta, üretimde yeniden kendi kendine yetebilen bir ülke haline getirmek beka meselesidir. Peki ülkemizi yönetenlerde bu feraset ve anlayışı görebiliyor muyuz? Tablo ortada; 2025 yılında en çok zarar eden alanların başında tarım sektörü geliyor. 2025 çiftçimiz için adeta iflas yılı oldu. Don, kuraklık ve türlü sorunlarla uğraşan çiftçimiz; en büyük darbeyi iktidarın ekonomi politikasından yedi. Düşünün;
Kadir amcamız 100 dönüm soğan ekiyor. Gübre, tohum, mazot, ilaç, işçilik derken;
Kadir amcamız bu girdileri karşılayabilmek için bankadan faizle kredi alıyor. Yetmiyor; ektiği soğan don ve kuraklıktan da etkileniyor. Yıl sonuna gelince Kadir Amcamız faizi ödeyebilmek için ya tarlasını ya da traktörünü satmak zorunda kalıyor. Peki iktidar ne yapıyor? Bu ülke için adeta bir kahraman gibi yaşatılması gereken çiftçimizin değil, faiz lobisinin yanında duruyor.
Bakınız; 2026 bütçesinde faize ayrılan para 2.7 trilyon ile bütçenin yaklaşık %14.5’i. Başka bir deyişle; aziz milletimizden toplanacak olan verginin %18’i faize gidecek. Peki, tarıma ayrılan destek ne kadar? Sadece 168 milyar TL. Yani faize ayrılan paranın 16’da biri.
Şimdi biz iktidardan şunun cevabını bekliyoruz; sizin için İngiltere’nin, ABD’nin faiz lobileri mi daha önemli yoksa çiftçimiz mi? Sizin önceliğiniz faiz mi yoksa bereketli topraklarımız mı?
Ziraat Bankasından kredi alıp medya gücü elde edenlerin kredilerini 10 yıl ertelerken; gariban köylü kredilerini birkaç ay geciktirince neden gelirine haciz koyuyorsunuz?
Sizin için trolluk yapanlar, bu ülkenin toprağını bereketlendiren köylümüzden, çiftçimizden daha mı değerli? İşte beka sorunu dediğimiz budur arkadaşlar. Biz buradan söz veriyoruz;
Saadet Partisi iktidarında para faize değil, çiftçimize, üreticimize gidecek.
Bizim iktidarımızda, Ziraat Bankasının kredileri medya patronlarına değil; çiftçimize verilecek.
Milletin ve hakikatin arasına Demir örenlere değil, soğan ekenlere verilecek.”
“GENCİMİZ GÜNDE SADECE BİR KAHVE İÇSE BİLE ALDIĞI BURS YETMİYOR”
“Emeklimiz, çiftçimiz, üreticimiz böyle de geleceğimizi emanet ettiğimizin gençlerin durumu farklı mı? İşte önceki gün KYK bursları açıklandı; Lisans bursu 3 bin liradan 4 bin liraya çıktı. Yani asgari ücretin 7’de 1’i. Bakınız size KYK enflasyonunda nereden nereye geldiğimizi anlatayım. Yıl 2016; Bir öğrencimizin KYK bursu 400 lira, Asgari ücret: Bin 300 lira.
Yani Asgari ücretin 3’te biri…Şimdi ne olmuş? 7’de 1’i. Arkadaşlar gencimiz günde sadece bir kahve içse bile aldığı burs yetmiyor. Peki şimdi soruyoruz; Gençlerimiz; Kitap mı alsın? Yemek mi yesin? Yurt parası mı ödesin? Gençler zaten sinemayı, tiyatroyu, konseri unutalı çok oldu.”
“UYUŞTURUCU KURYESİ, YEMEK KURYESİNDEN HIZLI GELİYORSA ORADA DEVLETİN OTORİTESİ DEĞİL ÇETELERİN HÜKMÜ VARDIR!”
“Gencimiz kahveye, Emeklimiz proteine ulaşamıyor ama biz ülke olarak ne konuşuyoruz;
Birilerinin saçından, tırnağından fışkıran kokaini konuşuyoruz.
Değerli arkadaşlar; Ekonominin bozuk, enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde ne yazık ki biten sadece ekonomi olmuyor. Bugün gelecekten umudunu kesmiş milyonlarca insanımız kumar, sanal bahis uyuşturucu batağına sürükleniyor. Bizler yıllardır uyuşturucu ile mücadele için çağrıda bulunuyoruz. Yeni Yol Grubu olarak Uyuşturucu ile Mücadele Zirvesi düzenledik.
İktidara dedik ki; ey iktidar, gelin hep birlikte uyuşturucu ve kumarla mücadele edelim.
İktidar bu çağrımıza aylar sonra kulak verdi ama onda da belli ki bizi yanlış anlamış;
Çünkü bizim çağrımız uyuşturucu ile mücadele ediyormuş gibi görünüp magazin gündemi oluşturmak değildi. Bugün sokaklar uyuşturucu dolu. Uyuşturucu kuryesinin, yemek kuryesinden daha hızlı geldiği bir gerçekle karşı karşıyayız.
Bir başka ifadeyle söyleyeyim; Uyuşturucu kuryesi, yemek kuryesinden hızlı geliyorsa orada devletin otoritesi değil çetelerin hükmü vardır! Uyuşturucu tacirleri dışarıda, satıcılar dışarıda,
aracılar dışarıda, onları koruyanlar dışarıda.
Sonra da çıkıp; Ana medyada, sosyal medyada “uyuşturucu ile mücadele ediyoruz” diyeceksiniz.
Bu vesile ile bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; Gelin 2026 yılını samimi olarak “Bağımlılıkla Mücadele Yılı” olarak ilan edelim ve meclis başta olmak üzere her kurumu, her STK’yı kapsayan bir birliktelikle bu illetlerin kökünü kazıyalım. Aksi takdirde bugün gençlerimizi esir eden, aileleri dağıtan, toplumu çürüten tehlikenin önü alınamaz.”